Proje: David Lodge

20. hafta: Burgess ve fikirler

Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.

“Mevzu fikirler ise neden Anthony Burgess? Neden Otomatik Portakal?” diye defterime yazalı ne kadar zaman olduğunu size asla söylemeyeceğim. Ama açıklamaktan utandığıma göre sürenin uzunluğunu tahmin edebilirsiniz. Fikirlerden oluşan bir roman (novel of ideas ~ roman à thèse) için karakterlerin yemek yedikleri, içki içtikleri veya flört ettikleri anların arasında birbirleriyle felsefi soruları tartıştığı ya da bireysel olarak düşündükleri romanlara verilen isim dersek üç aşağı beş yukarı da olsa doğruyu söylemiş oluruz. Bu eserlerin enerjisinin asıl kaynağı fikirlerdir ve bu fikirler eserdeki tüm duyguları, ahlaki seçimleri ve kişisel ilişkileri yönetir ve şekillendirirler. Bu tarzın çıkış noktası Plato’nun Diyalog‘larına kadar uzanır.

Dikkat ettiyseniz biraz önce “Roman à thèse” diyerek konumuzun Fransızca ismini de andım. Bu anışımda terimi ortaya atanların Fransızlar olması önemli rol oynuyor. Fikirleri tartışan romanların ana vatanının 17. yüzyıldan sonra devrim yaşamamış bir topluma sahip olan İngiltere değil de kıta Avrupa’sının olması çok da garip değil aslında. İngiltere’de bir Dostoyevski’nin ya da Thomas Mann’ın veyahut Jean Paul Sartre’ın karşılığı yok. Ülkede bu isimlere en çok yaklaşan kişi örneğin Women in Love ile D. H. Lawrence olmuş -ki bu projede okuduğumuz için çok da iyi bildiğimiz üzere bu romandaki fikirler fena halde kişiseldir. Gene İngiltere’de 19. yüzyılda dönemin modası tartışma konularından katoliklik, anglikanizm hakkında yüzlerce kitap yazılmış. Bu romanlar sahip oldukları düşük edebi değer ve bol melodramı bir tarafa bırakacak olursak “fikirlerde” evrenselliği yakalayamadıkları için unutulup gitmişler (Oysa Dostoyevski bugün hâlâ Dostoyevski).

İngiliz yazarlar ve “fikirler” ancak iki durumda bir araya geldiklerinde başarılı olabilmiş: Birincisi komik ya da satirik romanlarda, ikincisi ise distopya/ütopyayı konu alan fantezi eserlerde. Gelecek haftalarda hakkında konuşacağımız Malcolm Bradbury’nin History Man‘i birinci türe örnek olarak gösterilebilir. Anthony Burgess’in Otomatik Portakal‘ı ise distopyayı konu edinmiş romanların en önemlilerinden biri.

Burgess otobiyografisinde bu ünlü romanında 1960’lardaki genç İngiliz holiganların kendisine esin kaynağı olduğunu açıklamış. Yazma amacı medeni bir toplumun etik standartlarından taviz vermeden kendisini anarşik bir vahşetten nasıl koruyabileceğini kurgulamak istemesiymiş. Eserde (eminim hepinizin bildiği üzere) seks ve vahşet suçları işleyen genç serseri Alex’in hapishaneden kurtulmak için Pavlov-vari bir terapiye katılmayı kabul etmesi anlatılır. Otomatik Portakal tıpkı kendisiyle benzer örnekler olan George Orwell’in 1984‘ü, William Morris’in News From Nowhere‘i gibi gelecekte geçer. Böylece Burgess toplumsal gerçekçiliğin limitlerinden kendini kurtarmıştır. Burgess’in romandaki bir diğer zekice hamlesi önceki haftalarda işlediğimiz Teenage Skaz‘ı Alex’in üzerinde başarıyla uygulamasıdır. Alex Rusça’dan devşirme farklı bir dil kullanır. Bu şekildeki dil kullanımı okuyucunun anlatılan dehşet verici aksiyonlardan iğrenmesini engeller ve okuyucu tartışılan fikre odaklanabilir.

Özgür iradenin ortaya çıkarabileceği kötülükleri engellemek için özgür iradenin bilimsel koşullandırmalarla sanal olarak imha edilmesinin daha kötücül bir şey olup olmadığını kitabında tartışan Burgess hem yazdığı dönemde hem de günümüzde hâlâ çok konuşulan bir eser ortaya çıkartabildi. Bu da bahsettiği fikirlerde evrenselliği yakalayabildiğinin bir kanıtı olsa gerek. Stanley Kubrick’in bu romana neler yaptığı ise takdir edersiniz ki başka bir yazının konusu olacak kadar geniş bir mevzu, ayrıca konuşuruz.

Gelecek hafta hazır konusu açılmışken History Man‘i mi aradan çıkartsam yoksa planladığım gibi Lucky Jim‘le mi devam etsem karar veremedim. Siz olsanız hangisini seçerdiniz?

* Her iki görselin de telif hakları yayıncı kuruluşlara aittir. Güzelonlu’da bilgilendirme amacıyla kullanılmıştır.

Previous Post Next Post

Bir de bu yazilar var

Hiç yorum yok

Yorum yazın