Kitaplar, Proje: David Lodge

8. hafta: Nabokov ve tumturaklı düzyazı üslûbu

Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.

Bu haftaki yazıyla ilgili planladığım şey Lolita‘nın örnek paragraflarını buraya kopyalamak ve sizlere “İşte fancy prose budur.” demekti. Bu fikrimi söylediğim bazı şahıslar beni kolaya kaçmaya çalışmakla suçlamasalar gönül rahatlığı ile yapacaktım da. Aslına bakacak olursanız muazzam güzellikte olduğunu düşündüğüm ve zaten çok ilgi görmüş bir romanla ilgili hayran sessizliğine gömülmenin kolaycılıkla bir alakası olmadığını düşünüyorum. Üstelik bu romanın şanssız bir yanı da var. İnsanlar hakkında konuşmaya başladıklarında (bana kalırsa konuşmaya değecek tek şey olan) edebi güzelliğini hep atlıyorlar. Orhan Pamuk’un bir başka kitap için yazdığı satırların Lolita‘da da geçerli olduğunu düşünüyorum: İnsanın dünyadaki yeri, edebiyatın temel işlevi, yazıyla insanoğlunun yapabileceği derin ve harika şeyler bu kitaba duyulan ilgi ve öfkenin gürültü ve dumanı arkasında kaybolduğundan bu eserin gerçek okuru Lolita‘yı yalnız ele almayı tercih eder ve kitabın tuhaflığı ve yabanlığı ile kavga etmek yerine gösterdiği hazlara ve parlaklığına yönelir.

Bu kadar sözün ardından bir deneme yapmaya hakkım olduğunu düşünüyorum:

Lolita, light of my life, fire of my loins. My sin, my soul. Lo-lee-ta: the tip of the tongue taking a trip of three steps down the palate to tap, at three, on the teeth. Lo. Lee. Ta.

She was Lo, plain Lo, in the morning, standing four feet ten in one sock. She was Lola in slacks. She was Dolly at school. She was Dolores on the dotted line. But in my arms she was always Lolita.

Did she have a precursor? She did, indeed she did. In point of fact, there might have been no Lolita at all had I not loved, one summer, a certain initial girl-child. In a princedom by the sea. Oh when? About as many years before Lolita was born as my age was that summer. You can always count on a murderer for a fancy prose style.

Ladies and gentlemen of the jury, exhibit number one is what the seraphs, the misinformed, simple, noble-winged seraphs, envied. Look at this tangle of thorns. [Ya da…]

İşte “fancy prose” budur. “Yetmez” diyenler için gene de devam edeceğim (gönülsüzlüğümü fark edip yazıyı burada terk edin!). Dikkat ederseniz romanın açılışında varolan şey daha önce Hemingway‘de gördüğümüz sözcük yinelemeleri değil, daha çok bir şiirde bulmayı umacağınız benzer seslerin tekrarıdır. İlk paragraftaki “l” ve “t” harflerinin hükümdarlığını ve yüklemsiz “light of my life, fire of my loins. My sin, my soul”daki lirikliği lütfen gözden kaçırmayın. Bunun hemen ardından “dil” kelimesiyle ilgili bir metafor geliyor ki bence bu da çok akıllıca. Müzikal bir tınının fark edilebileceği ikinci paragraf ve romanın konusunu bilmeyen okuyucuya ipuçlarını veren (“She did, indeed she did” şiirselliğini de atlamadan) üçüncü paragrafla okuyucu Lolita‘nın içine daha da çekiliyor.

Son paragraftaki Edgar Allan Poe’nun meşhur şiiri Annabel Lee‘ye yapılan göndermeyi atlamamakta fayda var (Şiirin ilgili kısmında ne der Poe? I and my Annabel Lee/with a love that the winged seraphs of heaven/coveted her and me) Zaten Lolita‘nın anlatıcısı Humbert Humbert daha sonraki bölümlerde genç kızlara olan ilgisinin küçük yaşlarda aşka düştüğü ve ölüm sebebiyle ayrıldığı Annabel isimli bir kız olduğunu açıklar. Poe, şiirinde kıskanç melekleri sevgilisini elinden almakla suçlar ve avuntuyu Annabel’in mezarının yanına uzanmakta bulur. Humbert’ın avuntusu ise kendi Annabel’inin yerine geçecek küçük kızlar aramasıdır.

Nabokov’un ana dili olmayan İngilizce’yi bu kadar iyi kullanabilmesi ve tumturaklı düzyazı üslûbundaki başarısı takdire şayan. Fakat, bana kalırsa yazarın bu romanda en iyi yaptığı şey abartırsa can sıkabilecek bu üslûbu ayarında kullanabilmesi olmuş. Nitekim Lodge ilgili makalesinde fancy prose’un ilk örneklerinden birini de vermiş. John Lyle’ın 1578 yılında yazdığı Euphues: the Anatomy of Wit isimli romanı bir zamanlar çok ama çok popülermiş. Lyle tüm eserini şiirsel bir düzyazıymışcasına yazmışken (ve belki de tamamen bu sebepten şimdilerde adı sık anılmazken) Nabokov romanının farklı noktalarında “fancy prose”u hayranlık verici bir tadındalıkla kullanmayı bilmiş.

… diyerek bu haftanın da sonuna geldik. Siz de hayran olduğum şeyleri anlatırken sıfatlara doyamadığımı fark etmiş oldunuz. Haftaya John Updike ve Rabbit Run‘la (run run take a drag or two) buradayım. Bence bu proje şu ana kadar iyi gitti. Siz ne düşünüyorsunuz? [cümlesiyle bir kere daha yazısını soru sorarak tamamladı çok sayın B. M. Guzelonlu]

[Kitap kapaklarının telif hakları yayıncı kuruluşa aittir. Güzelonlu’da sadece bilgilendirme amacıyla kullanılmıştır.]
Previous Post Next Post

Bir de bu yazilar var

3 Yorum

  • Reply Hakan Malik 20/03/2010 at 05:17

    töbeee töbeee..anna lee nere lolita nere..kuzgunlar çarpsın seni bacım afedersin!

  • Reply di 20/03/2010 at 15:05

    Bence de. Azmine hayranım.
    Ayrıca her yeni yazı geldiğinde de “A-a? 1 hafta oldu mu?” dediğimi saklamayacağım.

  • Reply Bahar Malik 22/03/2010 at 02:48

    @Hakan Malik, sanırım bir gerçek bir fan tepkisiyle karşı karşıyayız şu anda. :) Annabel Lee, Nabokov’a esin kaynağı olmuş, bunda sinirlenecek ne buldun bu kadar? İlgili son paragrafta “Ladies and gentlemen of the jury, exhibit number one is what the seraphs, the misinformed, simple, noble-winged seraphs, envied. Look at this tangle of thorns” denmesinin sebebi

    I and my Annabel Lee
    with a love that the winged seraphs of heaven
    coveted her and me

    dizeleri değil midir yani? Ya da Humbert Humbert’in bir oğlan çocuğuyken ilk kez aşık olduğu küçük kızın adının Annabel olmasını neye bağlayabiliriz? (“I was a child and she was a child”). Dahası yazarının Lolita için ilk düşündüğü ismin ne olduğunu hatırlayalım: The Kingdom by the Sea. Nein dummkopf yok Davut! Başka bir şey demiyorum bu konu hakkında. :)

    @di, sen o haftaları bir de bana sor derim. Hiç tanımadığınız bir marketin kasa sırasında dahi kitap okuyan birini görürseniz şaşırmayın. Nedeni bu projedir. (Şikayet değil durum tespiti)

  • Yorum yazın