Tüm katkılarıyla

Bahar Malik

Sanat üstüne, Seyahat

Size bir müze tavsiye edeceğim

Tavsiye vermek konusunda hevesli bir insan değilim. Hele de tanımadığım insanlara bir şeyler önermekten kaçınırım. Hem insanların nelerden zevk aldığı konusu tamamen muamma olduğu hem de “Paris’e gittiyseniz mutlaka Louvre Müzesi’ne gitmelisiniz” gibi tavsiyeleri birazcık komik bulduğum için. Basit bir aramayla bulunabilecek şeyler için uzun cümleler kurmak/kurdurmak beni mahçup hissettiriyor (eğer soruluyorsa soran adına, eğer sorulmamasına rağmen kendiliğinden anlatıyorsa anlatan adına mahçup oluyorum). Sanırım okul hayatımdan kalma bir duygu bu. Mail grubuna “bu konunun nasıl çözüleceğini bilen var mı?” diye bir soru geldiğinde cevap olarak “Google” yazılması soranı zor ve utanç içinde bırakan bir durumdu grubumuzda. Hâlâ da pek çok konuda böyle bir utanç yaşamaktan korkarım.

Tüm bu hislerime rağmen bugün size Mougins Klasik Sanat Müzesi’ni anlatacağım. Çünkü iyi sebeplerim var. Bu müze Güney Fransa’da konuşlanmış müzeler arasında en az reklam yapan ve yaptığı reklamla insanları “yapmasa daha mı iyi?” diye düşündürtecek kadar yanlış yönlendiren bir kurum. Bugün bu müzeye gitmenizi tavsiye eden bu yazıyı yazıyorum çünkü iyi araştırarak seyahate çıkmış olmama rağmen bileti aldıktan sonra bile ziyaretimin gerekliliği konusunda şüphelerim vardı. Oysa müzeden çıkarken “iyi ki girmişim” diye düşündüm.

İsterseniz hikâyemi en baştan anlatayım:

OKUMAYA DEVAM EDİN

Seyahat

Aklımdaki Skagen

Geçen yıl uzun zamandır hayallerimi süsleyen büyük Danimarka gezisini sonunda gerçekleştirebildim. Bu gezi hakkında o kadar çok düşünmüş ve geziyi öyle ayrıntılı planlamıştım ki  uçağa binerken kurduğum düşlerin büyüklüğü altında eziliyordum. Ne de olsa hiçbir şey hayallerinizdeki kadar ideal olamaz.  Ne mutlu ki Danimarka korkularımı boşa çıkardı ve gezi hayal ettiğimden bile güzel geçti. Gezinin son günlerini en çok görmek istediğim kasaba olan Skagen’e ayırmıştım. Skagen ressamlarının orada yarattığı ortamın miraslarını ve bu güzel balıkçı kasabasını o kadar çok görmek istiyordum ki uzun bir yolculuğun ardından Skagen tabelasını gördüğümde mutluluktan ağlamak ve dans etmek arasında kaldım (beni tanıyanlar doktoramı moonwalk üzerine yaptığımı bilirler)

Danimarka’da şehir tabelalarına yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibi o şehri temsil eden bazı figürler koyuyorlar. Şehrin simgesi olan katedral, hayvanat bahçesi, viking simgeleri gibi. Skagen’e doğru yol alırken Skagen tabelası üzerinde ne göreceğimi çok merak ettim. Açıkçası Marie ve Peder Severin Krøyer, Anna ve Michael Ancher, Drachmann gibi Skagen’in simgesi sanatçılarının başlarının silüetlerini görür müyüm diye biraz heyecanlanmıştım. Bu tatlı binalar da fena değil ama değil mi?  OKUMAYA DEVAM EDİN

Sanat üstüne

Halfdan Egedius Beyler

Halfdan_Egedius_-_The_Dreamer._Portrait_of_the_Painter_Torleiv_Stadskleiv

Bu yazının taslaklarda saklandığı tarih 2014’ün Aralık ayı olduğuna göre Halfdan Egedius’a ait yukarıda gördüğünüz “Hayalperest” isimli portreyi ilk kez 2014 yazında görmüş olmalıyım. O günlerde bu yazının başlığı olarak Halfdan Egedius’un Acıklı Yaşam Öyküsü‘nü uygun bulmuşum. Bugün bu isim bana fazla sert geldi. Çünkü ressamın yaşamına ait bildiğimiz tek acıklı durum 21 yaşında bu dünyadan göçüp gitmesi (-ki bu da beni yaralamaya yetecek bir acıklılık).

Bir sanatçının genç yaşta öldüğünü öğrendiğimde büyük bir üzüntü hissediyorum. Örneğin sefaleti, yokluğu, aptallığı, sarhoşluğu, ahlaksızlığı çizilebilecek en iyi şekilde betimlemiş Adriaen Brouwer’in (1606 – 1638) 32 yaşında öldüğünü öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Sanki Brouwer sonsuza kadar varolmalı ve karanlığı anlatmaya devam etmeliydi. Ah bir de otuzunda veremden ölen Jan Mankes var elbette  (1889 – 1920) ve onun naif tabloları. Bu kadar genç yaşta ölmelerine üzülüyorum çünkü birincisi çok genç yaşta ölmüşler sonuçta ve ikincisi de “peki ya ölmeselerdi?” sorusunun cevabını düşünmek beni mahvediyor. Goya’nın 82 yerine 30 yaşında öldüğünü hayal ederseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Soluk benizli bir İsa çizmesinin hemen ardından ölen bir Goya adeta hiç yaşamamış bir Goya değil midir? Muhteşem Kara Resimlerini geçtim, neşeli tür resimlerine bile başlamamış olacaktı. Brouwer ölmeseydi kim bilir neler yapardı? Peki Mankes? Peki henüz yirmi birinde dünyaya veda eden zavallı Egedius? OKUMAYA DEVAM EDİN