Bu kategorinin altındaki yazıları inceliyorsunuz:

Günlerin getirdikleri

Günlerin getirdikleri

Nostalji

But I’ve been turning over in my mind the question of nostalgia, and whether I suffer from it. I certainly don’t get soggy at the memory of some childhood knickknack; nor do I want to deceive myself sentimentally about something that wasn’t even true at the time—love of the old school, and so on. But if nostalgia means the powerful recollection of strong emotions—and a regret that such feelings are no longer present in our lives—then I plead guilty. – Julian Barnes, The Sense of An Ending

Geçen hafta radyo dinlerken çok garip bir şey hissettim. Tanıdık gelen bir şarkıyı kimin söylediğini hatırlamayınca radyoya eğildim ve grubun ismini okudum. Böylece soruma birkaç saniye içinde cevap buldum ve soruma birkaç saniye içinde cevap bulabiliyor olmanın hissettirdiklerinin uzun süre etkisinde kaldım.

Müzik dinlemeye başladığım ilk günlerde istediğim müziğe erişebilmek pahalı ve çoğunlukla zor bir uğraştı. O günlerde benzer zevklere sahip arkadaşlarımın olması bugünlere göre daha değerli bir şeydi. Çünkü dinlemek istediğim her albümün kasedini alabilmek gücümü aşıyordu. Birçok arkadaşım gibi her ay iki kaset alabilecek kadar para ayırabiliyordum. O yüzden kendi satın aldıklarım kadar arkadaşlarımın aldıklarını da önemsiyordum. Herkesin birbirinin kasetlerini kopyaladığı yoğun günler geçiriyorduk.

Bayramda çoktandır yüzlerine bakmadığım kasetlerimi inceledim ve yıllardır o günlerdeki heyecanımın yanından bile geçemediğimi üzülerek fark ettim. Bir şarkıya ulaşabilmek, o şarkıda ne dendiğini anlayabilmek en çok o zamanlar değerliydi galiba.

OKUMAYA DEVAM EDİN

Günlerin getirdikleri, Kısa kısa

Tabaklar

Birkaç sene evvel Lahey’deki Gemeentemuseum‘u ziyaret etmiş ve müzede açılan geçici Picasso sergisinde gördüğüm tabakları çok sevmiştim. O gün başlayan tabak sevgim zaman geçtikçe büyüdü ve farklı amaçlar için üretilmiş farklı görünümdeki pek çok tabak ilgi alanıma yavaş yavaş girdi.

Geçen yıllar bana koleksiyonu yapılan diğer objeler gibi tabak sevgisinin de pahalı bir hobiye dönüşebileceğini öğretti. Bu yüzden beğendiklerime temkinli yaklaşıyorum (Örneğin bazı Royal Albert’lara). Uzun süredir gözüme kestirdiğim Suet Yi’leri ise dayanamayıp satın aldım. Suet Yi ile tanışmam şu tabağı ile olmuştu. Yi’nin çalışmalarını incelerken kırmızı şapkalı çocuk ucundan Holden Caulfield‘ı anımsattığından hoşuma gitti. Diğerlerini ise kırmızı şapkalıya arkadaş olmaları için seçtim. OKUMAYA DEVAM EDİN

Günlerin getirdikleri

Son zamanlarda hayat

son zamanlar

1. David Lodge projemin iki yazarı Kingsley Amis ve E. M. Forster’ı yan yana yakaladım. Hem de rengarenktiler.
2. Bunka benim en sevdiğim Japon!
3. Notos’taki Yusuf Atılgan fotoğrafını beğendim.
4. Yengelerin sohbeti
5. Gene Bunka. Çünkü Bunka.
6. Çünkü Hulusi Kentmen!

Cumartesi ve Pazar olmasa dünyanın en güzel günü olabilecek Cuma’yı yaşıyoruz. İyi yaşayın, çünkü Cuma buna değer. Sevgiler.

Günlerin getirdikleri, Kısa kısa

Ve son hafta

Bu hafta da Internet’te gözüme takılanları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunu son kez yapıyorum. O yüzden umarım beğenirsiniz.

* Down By Law polaroidlerini beğendim.
* Fitzgerald’ı yazarken çekmişler.
* Hakan Malik’in öğrettiği güzel tasarımlı siteden gelsin: New York Writers on the Magic of Central Park
* Respect!
* Sonbahar özlemiyle tutuşuyorum. Kendime son moda bir şemsiye bile almaya çalıştım. Ama ülkemize gelmiyormuş.
* Bundan hoşlanacağını düşündüğüm birkaç arkadaşım var.
*Johnny Depp’in gün geçtikçe yaşlı kızılderili şeflerine benzemesine az da olsa üzülmüyor musunuz?
* Bu kitap çok güzel. (Belki ileride konuşuruz)
* Normalde kitap okumayı ve kitap okuyanları yücelten foto blog girdilerinden çok hoşlanmıyorum. Ama buna güldüğümü saklayacak değilim.
* İtiraf ediyorum bu haftayı sadece bu fotoğrafı sizinle paylaşmak için yazdım. Gördüğüm günden beri çok yakışan altyazısı ekseninde dolaşan tarif edemediğim tuhaf duygular içindeyim. “Uyarmadın” demeyin diye baştan söylüyorum: Hâlâ açmamak için şansınız var. İnat edenler için işte günlerdir içimi kemiren o fotoğraf: Oh tanrım!

Kötü finalle yazıyı bitirmek diye buna denir. Sözün bittiği noktadayız. Bitti.

Günlerin getirdikleri, Kısa kısa

Oku, bak, dinle, gül, izle, düşün

Blogda Londra’daki film setlerinden, Poe’nun gizemli öykülerinden, The Sense of an Ending‘ten ve Boit Kızları’ndan bahsetmediğim bir haftanın daha sonuna geldik. Bugün de kolaya kaçayım ve bu hafta dikkatimi çeken linkleri paylaşayım isterim.

Dinle: Yaz ayları timeless classic’leri dinlemek için en güzel zamanlar bence: green is the colour of her kind/quickness of the eye deceives the mind/envy is the bond between the hopeful and the damned

Gül: The Actors With the Worst On-Screen Love Lives

[Michelle Williams’ heartbreak rundown: Messy, painful divorce (Blue Valentine); Adulterous longing (Take this Waltz); Widowed literally while committing adultery (Incendiary); Cheated on by husband, with another man (Brokeback Mountain); Murdered (Shutter Island); Dated James Van Der Beek (Dawson’s Creek)]

İzle: Böyle insanların varolduğunu bilmek ne kadar güzel: Herb and Dorothy

Bak: Wes Anderson Alphabet

Buna da bak: Holden Caulfield’ın peynirli sandviçi nasıl görünüyordu? Peki Oliver Twist’in bir lokması için yalvardığı yetim yemeği nasıl bir şeydi sizce? Dinah Fried işte bunlara kafayı takmış ve sonuçta ortaya Fictitious Dishes çıkmış.

Birazcık ağla: Teknolojiyi, yeşil çevreyi, değişimi desteklememe rağmen kültürel değerlerin öylece kaybedilmesi beni çok üzüyor (yenilerinin eskilerinin küllerinden doğacağını bile bile gitmesinler, bitmesinler istiyorum): Au Revoir Village Voice

Oku: Yılın yarısı geçmişken Flavorwirecılar 2012 kitaplarını değerlendirmiş.

Düşün: Cohen’e bir kere daha kazandığımızı bırakalım mı?

Bonus: Miranda July’dan gelsin madem. This’s not the first hole (nor will it be the last)

Bu haftasonu çekinmeden eğlenin, çünkü “no one looks stupid, when they’re having fun“. Hepinize iyi haftasonları.