Bu kategorinin altındaki yazıları inceliyorsunuz:

Seyahat

Fotoğraf çektim, Seyahat

Tallinn on my mind

tallinn old townHaziran ayının bir haftasını Tallinn’de geçirdim. Tallinn’le ilgili gitmeden önce bilmediğim en önemli şey bu şehri çok seveceğimdi. Büyüdüğüm şehri, büyüdüğüm haliyle anımsatan bu kentten çok hoşlandım. Umarım hayal ettikleri hızla zenginleşmezler ve gene umuyorum ki zenginleştiklerinde o güzel semtlerini (mesela Rus mahallesini ya da Kadriorg’u ya da sanayi bölgesini ve elbette ki sahillerini) şu anki haliyle muhafaza edebilirler.

OKUMAYA DEVAM EDİN

Kısa kısa, Seyahat

Paris

Geçen hafta, “Paris is always a good idea” diyerek şehri ziyaret ettim. Daha önce hiç bu mevsimde gitmemiştim. Mayıs Paris’inin hem çok iyi yanları hem de bazı kötü yanları var. Şehrin bahçelerinin çiçeklenmesi, gün ışığından daha uzun süre yararlanma, lavanta kokuları ve mevsimin güzelliğinin getirdiği diğer etkiler harikulade. Ama maalesef Paris çok kalabalık. Galiba tahmin ettiğimden daha fazla sayıda ölü iyi Amerikalı varmış ve her iyi Amerikalı gibi ölünce Paris’e gitmişler (bu kuralın Japonlar için de işlediğine kanaat getirdim).

Gerçek bir sosyal medya özürlüsü olarak bir süre önce (sonunda) bu blog için bir twitter hesabı aldım. Başlarda güncelleme ile ilgili problemler yaşadım (çünkü unutuyordum) ama Paris gezisini bir fırsat olarak görüp düzenli güncellemelere başladım. Yeni yazılardan haberdar olmak ve mini bilgi/haber/düşüncelerimi duymak ya da fotoğraflarımı izlemek isterseniz @guzelonlublog‘u takip edebilirsiniz. Paris’le ilgili daha fazlası da bu hesapta mevcut.

paris

Bu Paris gezimin teması “Paris’te turist olmak”tı. Bazı arkadaşlarım dalga geçtiler ama söylemekten çekinmiyorum: Eyfel’e bile çıktım. Bir sabah ise Versailles Sarayı’na gittim. Bugünkü yazımı orada çektiğim mavi Versailles gökyüzü ile bitirmek istiyorum. Senelerdir göğe bakmadığımı dehşetle fark ettiğim o günden sonra gökyüzüne bakma konusunda bir takıntım oluştu. Hele de böyle güzelse saatlerce gözlerimi yukarı dikebilirim.

Madem artık sosyal medyada varım, o zaman fotoğraf hakkında şu önemli açıklamayı yapmadan yazıyı sonlandırmayayım: #nofilter.

versailles

Fotoğraf çektim, Sanat üstüne, Seyahat

Londra’da sokak sanatı

Bu yaz birkaç günü Londra’da geçireceğim ortaya çıkınca hem sevindim hem üzüldüm. Sevindim çünkü o şehirde yapacak binlerce şey bulabilirim. Üzüldüm çünkü kısıtlı vaktim vardı. Klasikleşmiş ziyaretlerimin bir kısmından vazgeçemediğimden geriye kalan az zamanda neler yapabileceğimi araştırdım ve sonunda alternatif Londra sokak sanatı turuna katılmaya karar verdim.

Tercihimin çok da rastgele olmadığını size itiraf etmek zorundayım. Uzun süredir “sokak sanatı” konusunda yeterli bilgimin ve ilgimin olmadığını düşünüp duruyordum. Dahası yeni gelen sanat akımlarına kapısını kapatmış, eskiye sıkı sıkıya bağlı o muhafazakar sanatseverlerden biri olmak büyük korkumdur. Sokak sanatına bu şekilde mi yaklaşıyorum şüphelerim o kadar yoğunlaşmıştı ki kendimi konuya eğilmek zorunda hissediyordum.

Normalde konuyla ilgili kitap taramaları yapar, bu kitapları edinir ve gecelerimi okumaya ve değerlendirmeye ayırırdım. Ardından Internet’i köşe bucak kurcalardım. Ama bu seferlik “modern zamanlar”da olmanın avantajından yararlanmak istedim.

Tura katılan tek insan olduğum şüphesiyle Liverpool Street’teki beyaz keçi heykelinin altına gittiğimde çok şaşırdım. Çünkü değişik milletlerden (Fransa, Güney Afrika, ABD ve hatta İngiltere) yaklaşık 30 kişilik bir topluluktuk. İnsanları ne kadar önemsediğimin kanıtı olan muazzam isim hafızamla adının Doug olduğuna neredeyse emin olduğum aşağıda sol resimde gördüğünüz sempatik ve konuşkan rehberimizle turumuza başladık.

OKUMAYA DEVAM EDİN

Fotoğraf çektim, Seyahat

Yaz

“Travelling is a brutality. It forces you to trust strangers and to lose sight of all that familiar comfort of home and friends. You are constantly off balance. Nothing is yours except the essential things – air, sleep, dreams, the sea, the sky – all things tending towards the eternal or what we imagine of it.” – Cesare Pavese

Belki de faydalı bilgiler, Fotoğraf çektim, Seyahat

Paris’te İngilizce kitap alışverişi

12.10.2014 – Zorunlu Güncelleme: Aşağıdaki satırları 2012’de yazdım. Bu yazının ardından bazı arkadaşlarım diğer şehirlerdeki kitabevleriyle ilgili de benzer listeler hazırlamamı istediler. Ancak bu istekleri reddettim çünkü bir kitabevinin ne kadar daha yerinde kalabileceğini bilmediğimiz günler yaşıyoruz ve ben böyle bir yazının sürekliliği için çok az şehre güveniyorum. Paris bu şehirlerden biriydi. Aradan geçen seneler bana yanıldığımı gösterdi. İlk olarak boşluğu hissedilen Village Voice, ardından Tea and Tattered Pages kapandı. Bu seferki Paris ziyaretimde ise The Red Wheelbarrow’un yerinde olmadığını görüp üzüldüm. Ayrıca San Francisco Book Co. şu an için yerinde durmasına rağmen fotoğraflarında görebileceğiniz tabelasının indirilmiş olması o kitabevi için de tehlikeli çanlarının çaldığının bir göstergesi.

Her şeye rağmen bu yazıyı kaldırmayacağım. Artık faydalı olmasından ziyade nostaljik değer taşıyor. Galignani, Shakespeare and Co., WH Smith ve San Francisco Book Co.’ya uzun ömürler diliyorum.

Tanıyanlar bilir, alışveriş benim için ancak çok zorunda kaldığımda yaptığım, o zaman bile katlanamadığım bir etkinliktir. Bunun tek istisnası ise kitap almak ve dolayısıyla kitabevlerini dolaşmaktır. Geçen seneki Paris ziyaretimizde de bir günü şehrin İngilizce kitap satan kitapçılarını gezerek geçirmeye karar vermiştik. Paris’te yapmayı en sevdiğim şey “aylaklık” olduğundan turu tamamlamam birkaç günümü aldı ama konumuz bu olmadığı için detayların üzerinde durmayalım. Bu kitabevlerinden birinde karşılaşıp bir süre sohbet ettiğimiz Türk beyefendi başka hangi kitabevlerine gidebileceğini sorup elimizdeki diğer adresleri de isteyince “kimbilir belki başkalarının da işine yarayacak bir bilgidir” diyerek blog’da yazmayı düşünmüştüm. Eh, benim tüm coğrafyaya yayılmış evrensel aylaklığımı düşünecek olursanız bugün yazıyor olmam bile büyük başarı sayılır, değil mi? OKUMAYA DEVAM EDİN