Etiket:

Jane Austen

Proje: David Lodge

17. hafta: Austen ve Dickens ile havalar

Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.

Vay…İki gün arayla iki yazı. İşte buna güç, performans ve kapasite denir ki benim hedeflerimin bunlar olduğunu da çoğunuz zaten biliyorsunuz. Dickens’ın Bleak House‘unu bitiremeyeceğimi düşündüğünüz anlar olduğunun farkındayım ama gördüğünüz üzere başardım. Onu yendim, işte o kadar. Bleak House, düşündüğünüz kadar sıkıcı bir kitap değil sadece Dickens’ın mutlak iyi ve mutlak kötülerden oluşan elli küsur ana karakterinin başına gelenleri okurken bu romanı yazmasındaki amacının ne olabileceğini zaman zaman sorguluyorsunuz. Bu sorgulamanın arkasında da favori sinsi ve hain kahramanımı öldürmesi (kim olduğunu söylemiyorum) yok, dedikodu çıkartmayın.

OKUMAYA DEVAM EDİN

Kitaplar, Proje: David Lodge

1. hafta: Ford ve Austen ile başlangıç

almeidajr

Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.

Ford Madox Ford, dünyaya Ford Hermann Hueffer olarak gözlerini açmış. 45 yaşına geldiğinde büyük babası ön-raffaelocu ressam Ford Madox Brown’u da onurlandırmak adına ismini değiştirmesi benim kendisine yakınlık duymamı sağlamadı dersem yalan olur. Brown‘u tanıyor olmama rağmen bugüne kadar torununun ismini hiç duymamıştım. Böylece Lodge’ın bana kazandırdığı ilk şey Ford oldu.

Ford, The Good Soldier‘ı Birinci Dünya Savaşı başladığı dönemde tamamlamış ve yazarın aklındaki son şey eserini İyi Asker olarak adlandırmakmış. Kitabın yayıncısı Saddest Story isimli bir romanın büyük buhran yaşanan o günlerde iyi satış yapmayacağından fazlasıyla endişeli olduğundan yazar üstünde baskı kurmuş. Yayıncının çektiği son telgrafta yazanlara bir hayli sinirlenen Ford, cevap olarak “oldu olacak romanın ismini İyi Asker koyalım.” gibi ironi dolu bir cevap yazınca yayıncı bu mesajdaki ironiyi umursamamış ve kitabı bu isimle basmış. Yazar, savaş sonrasında romanın ismini değiştirmeye uğraşsa da artık bunun için çok geçmiş. Bu açıklamadan sonra ne kadar şaşırırsınız bilmiyorum ama bir noktayı açıklamama izin verin lütfen: Roman savaş ya da askerlerle ilgili değil. OKUMAYA DEVAM EDİN

Kitaplar, Proje: David Lodge

David Lodge ile bir sene

magritte_reading_woman

Her insan geriye baktığında hangi duygular ile başladığını sonradan kestiremediği bazı işlerle karşılaşabilir. Bir de bakarsınız neden çıktığınızı bilmediğiniz yollar, neden güvendiğinizi anlayamadığınız insanlar, neden güldüğünüze anlam veremediğiniz espriler, neden zevk aldığınızı bilmediğiniz gündelik alışkanlıklar yaşamınızda hatırı sayılır bir yer almış.

Birkaç haftadır, biraz sonra size açıklayacağım yeni projemle ilgili olarak kendimle bir savaş halindeyim fakat sonunda bu işi yapmak için duyduğum çocukça heyecan ve karşı konulmaz heves ağır bastı. David Lodge sadece romanlarını sevdiğim bir yazar değil, aynı zamanda düşüncelerine değer verdiğim bir edebiyat eleştirmeni ve profesörü. The Art of Fiction ise onun bu konulardaki fikirlerini açıkladığı makalelerden oluşan kitaplarından sadece biri. Lodge, bu kitabın her bölümünde bir (ya da iki) eserden örnek vererek kurgu romanın bir özelliğini inceliyor. The Art of Fiction’ı okumanın herhangi bir zorluğu olmadığına herhalde kimse itiraz etmez. Benim hedefim ise şu: Her hafta önce yazarın örnek olarak gösterdiği romanı ardından ise makaleyi okuyup (eğer vaktim kalırsa) bunu sizlerle paylaşmak. Böylece önümde toplam 50 bölümden oluşan kitabı bitirebilmek için 50 hafta oluyor. Bahsettiği kitapların bir kısmını okumuş olmama rağmen hepsini tekrar okumanın benim için bir sakıncası olmadığına karar verdim. Ancak Lodge’ın seçtiği kitaplardan bazıları benim vakit darlığımdan ötürü bir haftada bitiremeyeceğim kalınlıkta. Böyle durumlarda o haftayı daha önce okuduğum bir kitabın makalesi ile tamamlamayı düşündüm. OKUMAYA DEVAM EDİN

Kitaplar

Yaz kitapları, Jane Austen sevgim ve “Hadi oradan” eşiğim

Bu yaz başında (gerçek bir kuzey insanı olarak yaz benim için Temmuz’da başlar), evde üst üste yığılmış hala okuyamadığım kitapları bir süre daha dinlendirmeye karar vererek kendime bir kaç aylık yeni bir okuma listesi yaptım. Siparişlerimin geldiği gün çocuklar gibi sevindim. Gene aynı günlerde aklıma birkaç sene evvel topluca yaptığımız amazon alışverişinde arkadaşlarımdan birinin aldığı bir seri geldi. Bu seri, Jane Austen’in Pride and Prejudice’inin farklı uyarlamalarını içeriyordu. Yazar, Elizabeth Bennett ve Fitzwilliam Darcy’nin ilişkisini Pemberley aşamasından ele alıyor ve bir tür “what if” senaryosu uyguluyordu.

prideBu arkadaşımdan kitaplarını ödünç istediğimde hiç beklemediğim bir tepki ile karşılaştım. Gülerek “Ooo Jane Austen-porn” dedi. Tanıdığım her açıdan Audrey Hepburn’e benzeyen tek insandan böyle bir cümle duyunca itiraf etmem gerekiyor ki biraz irkildim. Ama daha önceki yıllarda Jane Austen’i edebiyat, feminizm, tarih, sosyoloji gibi farklı alanlarda fazlasıyla incelemiş bir insandım (Burada Morris Zapp’e de bir teşekkür etmem gerekiyor herhalde). “Pornografi de eksik kalmasın” diyerek kitapları aldım ve okumaya başladım.

Esas itiraflarım şimdi başlasın: İsmi Impulse and Initiative olan ve kapağı isminden de beter olan bir kitabı okumaya çalışmak bile zorlayıcı bir uğraş oldu. Gazete kağıdı ile kaplamayı bile düşündüm. Ama asıl sorun sonra baş gösterdi. Kitabın içeriği, kurgusu ve anlatımı beni hayretler içinde bıraktı. Adını bir daha anamayacağım bu eseri okurken sürekli güldüm. Yazarı olan Abigail Reynolds’ın Austen’i, karakterlerini ve yazın anlayışını hiçbir şekilde anlayamadığına emin oldum. Daha sonra ise Abigail Hanım’ın böyle bir derdi olmadığını dehşetle fark ettim. Kırk yıllık Mr. Darcy’nin yaptıkları ve kurduğu cümleler ve Lizzy’nin ona verdiği cevaplar, ikilinin kırdığı cevizler o satırları her nerede okuyorsam beni o noktada gülme krizlerine soktu. Kitaplar ilk aklıma geldiğinde düşündüğüm şey bu olmamasına, ticari bir yapıtla karşı karşıya olmama, yazarının ucuz bir aşk romanı yazarından bile beter olmasına rağmen hiç sinirlenmedim, neşe içinde kitabı tamamladım, ikinci kitaba geçtim. OKUMAYA DEVAM EDİN