October 2010

Fransız TeÄŸmenin Kadını’nı ilk okuduÄŸumda eserin filme uyarlandığını bilmiyordum. Daha sonraki yıllarda bu bilgiyi her nasılsa duyduÄŸumda/öğrendiÄŸimde ilk ve tek merak ettiÄŸim Fowles’un filmde kendisini oynayıp oynamadığı oldu. Romanı okumuÅŸ olanlarınız biliyordur: Kitabın sonlarına doÄŸru Charles trene biner ve bir süre Fowles ile birlikte seyahat ederler. O bölümü özellikle de Fowles’un Charles’a bakarak kendi kendine “What the devil am I going to do with you?” demesini severim.
Senelerdir filmde Charles ve Fowles’un karşı karşıya oturup oturmadıkları ve Fowles’un anlamlı gözlerle adama bakıp bakmadığı nadir de olsa içimde bir ÅŸeyleri kemirse de bu konudaki gerçeÄŸi hiç öğrenmedim ve dahası öğrenmeye teÅŸebbüs etmedim. Bu sabah ölümle ilgili (her nedense) ufak bir düşünceye dalmışken aklıma şöyle bir sahne düştü: Yıllar geçmiÅŸ, iyice yaÅŸlanmışım. Yatağımda son nefesimi vermek üzere uzanmış bekliyorum. İlla ki beni seven biri elimi tutuyor. Elimi tutan ÅŸahsa yavaÅŸ hareketlerle biraz daha yaklaÅŸmasını iÅŸaret ediyorum ve yüzlerimiz arasında çok küçük bir mesafe kalmışken kısık sesle “John Fowles o filmde sahiden oynadı mı patron?” diye soruyorum ve bu büyük gizemin cevabını öğrenemeden yaÅŸama veda ediyorum.
[John Fowles’un fotoÄŸrafı bilgilendirme amacıyla kullanılmıştır. Telif hakkı fotoÄŸrafı çekene aittir.]
Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.
Vay…İki gün arayla iki yazı. İşte buna güç, performans ve kapasite denir ki benim hedeflerimin bunlar olduÄŸunu da çoÄŸunuz zaten biliyorsunuz. Dickens’ın Bleak House‘unu bitiremeyeceÄŸimi düşündüğünüz anlar olduÄŸunun farkındayım ama gördüğünüz üzere baÅŸardım. Onu yendim, iÅŸte o kadar. Bleak House, düşündüğünüz kadar sıkıcı bir kitap deÄŸil sadece Dickens’ın mutlak iyi ve mutlak kötülerden oluÅŸan elli küsur ana karakterinin başına gelenleri okurken bu romanı yazmasındaki amacının ne olabileceÄŸini zaman zaman sorguluyorsunuz. Bu sorgulamanın arkasında da favori sinsi ve hain kahramanımı öldürmesi (kim olduÄŸunu söylemiyorum) yok, dedikodu çıkartmayın.
Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.
John Fowles, okuduÄŸum ilk günden beri aramızda gizli bir ÅŸeylerin olduÄŸuna inandığım yazarlardan biri oldu. Öldüğünü öğrendiÄŸim gün çok acı baÅŸka bir ÅŸeyi daha fark etmiÅŸtim: Fowles’un artık yeni bir kitabını/yazısını okuyamayacaktım çünkü her ÅŸeyi çoktan bitirmiÅŸtim. Sanırım sevdiÄŸim yazarların en azından bir kitabını bekletme huyunu da bu yürek yakan fark ediÅŸin ardından edinmiÅŸ oldum. Projede ismini gördüğümde de yıllar önce okuduÄŸum Fransız TeÄŸmenin Kadını‘nı bir kere daha elime alacağım için çok sevindim (SevinmediÄŸim isimler de oldu. Onlara da geleceÄŸiz).



