Dedikodu

Posted: December 16th, 2014 | Author: | Filed under: Kısa kısa, Sanat üstüne | Tags: , , , , , , , | Comments Off

edouard manet_bouquet of violets

Bir adamın bir kadın için, kadının en sevdiği çiçeklerin, kadını çizdiği ünlü tablodaki yelpazenin ve kadına yazdığı mektubun olduğu ufacık bir tablo çizdiğini ve bu tabloyu kadına hediye ettiğini düşünün.

Bu adamın bu kadına aşık olmama ihtimali var mı? Bu adam nasıl bu kadını kendi erkek kardeşiyle evlendirir? Onların çocuklarını büyütmelerini izler?

Aklım almıyor.

Bu yazıyı paylaşın

Artemisia

Posted: December 13th, 2014 | Author: | Filed under: Sanat üstüne | Tags: , , , , , , | No Comments »

Müzelerde İncil temalı tabloları incelerken rahatsız hissettiğim o kadar çok şey görüyorum ki. Örneğin ressamların dürüst bir Yahudi’nin karısı olan Susanna’nın (Shoshana) İncil’de anlatılan öyküsünü betimleme şekline hem kızıyor, hem de utanıyorum.

Hikâyeye göre yardımcılarına izin veren Susanna, evinin bahçesindeki havuzda yıkanırken kendisinden yaşlı iki adam kadını gözetler. Susanna tam evine girecekken karşısına çıkarlar ve  kadına eğer onlarla sevişmezse bahçede genç bir erkekle buluştuğu dedikodusunu herkese yayacaklarını söylerler. Susanna bu tehditi kabul etmeyince erkekler söylediklerini yapar. Kadına ölüm cezası verilecekken Daniel adında bir adam ortaya çıkar ve yaşlı adamların sorgulanmasını gerektiğini söyler. Ayrı ayrı sorgulanan adamlara Susanna’nın sevgilisiyle hangi ağacın altında buluştuğu sorulur. Adamlardan biri sakız ağacı olduğunu söyler. Diğeri ağacın meşe olduğunu iddia edince yalanları ortaya çıkar ve Susanna beraat eder. İki sapık ölümle cezalandırılır.

Bu öykü pek çok ressam tarafından betimlenmiştir. Aşağıda içlerinde Rubens ve Rembrandt’ın Susanna yorumlarının da olduğu rastgele örnekleri görebilirsiniz. Bu tabloları her gördüğümde “HAYIR!” diye bağırmak istiyorum. Lütfen resimlere dikkatle bakın. Bu resimlerde iki sapık tarafından tecavüz ya da ölümü seçmesi için zorlanan bir kadın suratı görebiliyor musunuz? Bu tehditin insana hissettirdiği “dehşet”i sanatçıların estetik kaygıları ve kimbilir belki de erkeklikleri karşısında kaybediyoruz.

susannah and the elders

Bu tablolar arasında kadının itiraz eden ve tiksinen ifadesini görebildiğimiz bir tanesi var. 1610 yılında tamamlanan bu tablonun ressamı İtalyan Artemisia Gentileschi ve her açıdan ne kadar ilginç ki Artemisia bir kadın. 1593 yılında doğan Gentileschi’nin babası Toskanalı ressam Orazio Gentileschi. Orazio, çocuklarına resim dersi verirken kızının oğullarına göre daha yetenekli olduğunu fark etmiş ve onun devam etmesine izin vermiş. Böylece Artemisia, Caravaggio’nun takipçisi Barok ressamlardan biri haline gelebilmiş.

Susanna_and_the_Elders_(1610),_Artemisia_Gentileschi

Bu hafta, bana pek çok şey öğreten bir platform olan Tumblr’da aşağıdaki çalışma ve yukarıda size anlattığım düşüncelerimi paylaşan bir yazıyla karşılaştım. Tumblr’da Artemisia’nın Susanna ve Yaşlılar tablosuna yapılan restorasyonda Artemisia’nın kadının suratını ilk olarak bambaşka çizdiğinin ortaya çıktığı yazıyordu. Bu suratı gördüğümde gözlerim yerinden oynadı ve çok heyecanlandım. Ama  Tumblr’la ilgili ikinci kuralımı uyguladığımda (Tumblr’da yazan hiçbir şeye güvenme ve mutlaka araştır) bu bilginin doğru olmadığını gördüm.

Olan şuydu: Bu eser, sanatçı Kathleen Gilje’e aitti ve “Revised and Restored: The Art of Kathleen Gilje” sergisinde yer almıştı. Gilje hem Gentileschi’nin cesaretine saygısını göstermek, hem onun kendi yaşam öyküsündeki zorluklara dikkat çekmek, hem de kadının o dönemde cesaretle başlattığını tamamlamak istemişti.

Kathleen Gilje’nin çalışması çok sarsıcı. Benim de bir kadın ve ona tecavüze yeltenen iki erkeğin hikâyesini anlatan bir tablodan beklentim Gilje’nin Artemisia Gentileschi’nin Susanna ve Yaşlılar tablosuna x-ray ile baktığında gördüğünü iddia ettiği şey kesinlikle.

Artemisia Gentileschi - Susannah and the elders

Konu Susanna ve Yaşlılar ise Artemisia’nın yaşamındaki bir noktayı daha konuşmamız gerekiyor. Artemisia 17 yaşındayken babası, genç kıza, ortak işler de yaptığı ressam Agostino Tassi’den ders aldırmaya karar verdi. Tassi bu dersler sırasında kıza tecavüz etti. Orazio bu olayı duyduğunda Tassi’yi mahkemeye verdi. Artemisia’ya mahkeme boyunca doğruyu söylediğini teyit etmek için işkence yaptılar. Mahkeme sonunda Tassi’ye bir sene hapis cezası verildi.

Artemisia’nın tecavüz sonrası yaptığı tablolardan biri de Holofernes’in Başını Kesen Judith. Bu tablodaki kadınların kararlılığı ve çabası kayda değer. Üçlünün yüz ifadeleriyle Caravaggio’nun ünlü Judith‘indeki ifadeleri karşılaştırmakta fayda var.

Artemisia Gentileschi - Judith

Bu konuda anlatacak daha çok fazla şey olduğunu düşünüp yeni bir paragrafa başladığım şu an fark ettim ki anlatmak istediğim şeyleri bitirdim. Artemisia, kadından ressam olmayacağı düşünülen bir dönemde ressam olabilmiş, kadın olması yüzünden türlü zorluklar yaşamış yine de vazgeçmemiş ve mücadeleye devam etmiş bir kadınmış. Sırf bu yüzden bile onu seviyorum.

Self-portrait_as_the_Allegory_of_Painting_(La_Pittura)_-_Artemisia_Gentileschi

Yazıyı Artemisia Gentileschi’nin kendisini işini yaparken gösterdiği otoportresiyle bitirelim. Belki başka bir yazıda kadın ressamları konuşuruz. Ne dersiniz?


Başka pembeler

Posted: December 3rd, 2014 | Author: | Filed under: Sanat üstüne | Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , | 4 Comments »

Herkese merhaba. Ne zaman Güzelonlu’yu çok sevdiğimi ve buraya her gün yazmak istediğimi düşünsem yazılara aylarca ara veriyorum. Baktım bu sefer de öyle olacak, duruma el koymaya karar verdim.

Sosyal medyayı daha çok kullanmaya başladığımdan beri hoşuma giden/gitmeyen ufak tefek şeyleri sizlerle daha sık paylaşabiliyorum. Gene de klasörlerimin tozlu raflarında kalan çok fazla konu var. Dün o klasörleri karıştırırken, “kırmızı olsun, beş kuruş fazla olsun” diyen bir toplumda yetişsem de ilgimin pembeye yöneldiğini fark ettim.   Oysa bu renge karşı sempatim olduğunu bile bilmiyordum.

Ama biraz sonra göreceğiniz üzere varmış. Yazının devamını okuyacaklardan ufak bir ricam olacak. En çok hangi resmi sevdiğinizi benimle paylaşırsanız çok sevinirim.

milton avery

Yukarıdaki resim benim son günlerdeki favori ressamım Milton Avery’e ait. Avery, 1920’lere kadar Amerikan izlenimciliğini takip etmiş. 1920’lerin ortasında New York’a taşınmasıyla birlikte şekilleri basitleşmiş, eserlerinde renkler ön plana çıkmış. Avery’nin renk kullanımı Mark Rothko, Barnett Newman, Helen Frankenthaler gibi pek çok genç ressama da ilham vermiş. Ayrıca, Avery ve Rothko çok yakın arkadaşlarmış. Eğer Avery’nin pembeli kadınını beğendiyseniz diğer çalışmalarına bakmanızı tavsiye ederim.

Toulouse-Lautrec

Henri de Toulouse-Lautrec’in locadan gösteriyi izleyen kadınıyla ilk kez “Goya, Daumier, Toulouse-Lautrec” isimli serginin afişinde karşılaşmıştım. Türkiye’deki müzelerden biri getirse pek çok kişiyi memnun edeceğini düşündüğüm bu sergide kendisini de görünce resme iyice bağlandım. O günden beri en sevdiğim Toulouse-Lautrec sorulduğunda (-ki hiç sorulmadı) cevabım bu eseri oluyor.

sonja-knips Klimt

Pembe elbisesiyle Sonja Knips’in portresinin çıplak gözle görülmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbisedeki detaylar internetten anlaşılamayacak kadar büyüleyici. Bu tablo büyük bir Klimt koleksiyonuna sahip Belvedere Müzesi’nde sergileniyor.

mark rothko

Mark Rothko pembeleri.

yves klein pinkYves Klein pembesi.

Jarek Puczel lovers

Yukarıdaki öpüşen çift ve versiyonlarıyla çok sık karşılaşıyorum. Birazcık beğeniyorum da. Jarek Puczel’e ait bu resim, The Jezabels grubunun Brick albümünün kapağında da kullanılmış.

Kim_Cogan_Testing_the_Waters

Ne zamandır hoşuma giden ama sizinle paylaşmak için bir sebep bulamadığım diğer bir resim Kim Cogan‘a ait.

Spencer Finch

Finali en acayip hikâyeli pembelerden biriyle yapalım. Yukarıdaki çalışma Spencer Finch’e ait ve adı “Jackie Kennedy’nin Şapkasının Rengini Hatırlamaya Çalışıyorum”. Eşi John F. Kennedy’nin Dallas’ta suikaste uğradığı gün Jackie Kennedy’nin üzerinde pembe bir Chanel takım elbise varmış. Suikastin ardından çok meşhur olan bu takımın kendine ait bir wikipedia maddesi bile var.

İşte Spencer Finch, Jackie Kennedy bu takımındaki pembe şapkanın rengini hatırlamaya ant içmiş. Dahası olay sadece yukarıdaki resimden ibaret değil. Aslında bu çalışma bütünün bir parçası. Finch’in “Jackie Kennedy’nin Şapkasının Rengini Hatırlamaya Çalışıyorum”‘unun tamamını aşağıda görebilirsiniz.

Trying to Remember the Color of Jackie Kennedy's Pillbox HatYazıya Finch’i bu kadar uğraştırmış şapkayla veda edelim. İşte pembesi bulunmaya çalışılan o şapka!

Kennedys_arrive_at_Dallas_11-22-63

Umarım Aralık ayı içinde daha sık buluşuruz. Sevgiler.


Güzel şeyler no.4: Heinrich Kühn’ün masalsı fotoğrafları

Posted: October 21st, 2014 | Author: | Filed under: Güzel şeyler | Tags: , , , , | 3 Comments »

1866 yılında Dresden’de doğan Alman-Avusturyalı fotoğrafçı Heinrich Kühn’ün izlenimci ressamların tablolarını anımsatan fotoğraflarını ilk gördüğümde, bakanda düş görüyormuş izlenimi uyandıran renkleri nasıl elde ettiğini anlamadım. Kısa bir Internet araştırması sonucunda Kühn’ün patenti Lumière Kardeşler’e ait olan autochrome yönteminin öncü kullanıcılarından biri olduğunu öğrendim (Masalsı fotoğraflar çekip beni kalbimden vurmasını sağlayan bu yöntemle ilgili ayrıntılı bilgiye burayı tıklayarak ulaşabilirsiniz).

Kühn’ün tarihsel önemi de büyük. Fotoğrafları, fotoğrafçılığın başlı başına bir sanat kabul edilmesinde büyük rol oynamış. Aşağıda sizler için seçtiğim fotoğraflarını göreceksiniz. Güzelliklerini kaçırmanızı istemediğimden aralarda uzun uzun müdahale etmeyeceğim.

Heinrich Kühn

Heinrich Kühn

kuhn

heinrich kuhn

Kühn, tıp eğitimine Viyana Fotoğrafçılık Kulübüne üye olmasının ardından son vermiş ve ilk fotoğraflarında gum bichromate metodunu kullanmış. Doğru anladıysam bu yöntemde negatifler fırçayla istenen renkte boyanmış bir karta yapıştırılıyor ve birkaç dakika güneş ışığında bekletiliyor (Şu videoda ayrıntıları izleyebilirsiniz).

heinrich kuehn

Kühn’ün fotoğraflarının izlenimci tablolarla karşılaştırıldığını daha önce söylemiştim. Örneğin aşağıdaki kadın fotoğrafı benim aklıma Monet’nin kadınlarını getirdi.

kuehn

Kühn’ün modelleri çocukları, eşi ve çocuklarının dadısı Mary Warner imiş. Çoğunlukla gündelik yaşamlarını fotoğraflamış.   Gündelik hayatımın bu tonlarda geçmesini çok isterdim.

Tambour et soldat de plomb, 1910

Eğer aşağıdaki çiçekler aklınıza Manet’nin Menekşe Buketi isimli tablosunu getirdiyse misyonumu yerime getirdim ve artık Manet ile ilgili tek satır yazmama gerek yok demektir.

Violets 1908 Autochrome Albertina - Vienna

Heinrich Kühn ~ Still Life with Apples, 1908–10

Böylece (uzun bir aranın ardından) bir yazının daha sonuna geldik. Arayı bu kadar açmamamı ve bir sonraki yazıyı gelecek hafta yayımlamamı istiyorsanız iki kere göz kırpın (ben hissederim).