Seyahat

Aklımdaki Skagen

Geçen yıl uzun zamandır hayallerimi süsleyen büyük Danimarka gezisini sonunda gerçekleştirebildim. Bu gezi hakkında o kadar çok düşünmüş ve geziyi öyle ayrıntılı planlamıştım ki  uçağa binerken kurduğum düşlerin büyüklüğü altında eziliyordum. Ne de olsa hiçbir şey hayallerinizdeki kadar ideal olamaz.  Ne mutlu ki Danimarka korkularımı boşa çıkardı ve gezi hayal ettiğimden bile güzel geçti. Gezinin son günlerini en çok görmek istediğim kasaba olan Skagen’e ayırmıştım. Skagen ressamlarının orada yarattığı ortamın miraslarını ve bu güzel balıkçı kasabasını o kadar çok görmek istiyordum ki uzun bir yolculuğun ardından Skagen tabelasını gördüğümde mutluluktan ağlamak ve dans etmek arasında kaldım (beni tanıyanlar doktoramı moonwalk üzerine yaptığımı bilirler)

Danimarka’da şehir tabelalarına yukarıda gördüğünüz fotoğraftaki gibi o şehri temsil eden bazı figürler koyuyorlar. Şehrin simgesi olan katedral, hayvanat bahçesi, viking simgeleri gibi. Skagen’e doğru yol alırken Skagen tabelası üzerinde ne göreceğimi çok merak ettim. Açıkçası Marie ve Peder Severin Krøyer, Anna ve Michael Ancher, Drachmann gibi Skagen’in simgesi sanatçılarının başlarının silüetlerini görür müyüm diye biraz heyecanlanmıştım. Bu tatlı binalar da fena değil ama değil mi?  OKUMAYA DEVAM EDİN

Sanat üstüne

Halfdan Egedius Beyler

Halfdan_Egedius_-_The_Dreamer._Portrait_of_the_Painter_Torleiv_Stadskleiv

Bu yazının taslaklarda saklandığı tarih 2014’ün Aralık ayı olduğuna göre Halfdan Egedius’a ait yukarıda gördüğünüz “Hayalperest” isimli portreyi ilk kez 2014 yazında görmüş olmalıyım. O günlerde bu yazının başlığı olarak Halfdan Egedius’un Acıklı Yaşam Öyküsü‘nü uygun bulmuşum. Bugün bu isim bana fazla sert geldi. Çünkü ressamın yaşamına ait bildiğimiz tek acıklı durum 21 yaşında bu dünyadan göçüp gitmesi (-ki bu da beni yaralamaya yetecek bir acıklılık).

Bir sanatçının genç yaşta öldüğünü öğrendiğimde büyük bir üzüntü hissediyorum. Örneğin sefaleti, yokluğu, aptallığı, sarhoşluğu, ahlaksızlığı çizilebilecek en iyi şekilde betimlemiş Adriaen Brouwer’in (1606 – 1638) 32 yaşında öldüğünü öğrendiğimde çok üzülmüştüm. Sanki Brouwer sonsuza kadar varolmalı ve karanlığı anlatmaya devam etmeliydi. Ah bir de otuzunda veremden ölen Jan Mankes var elbette  (1889 – 1920) ve onun naif tabloları. Bu kadar genç yaşta ölmelerine üzülüyorum çünkü birincisi çok genç yaşta ölmüşler sonuçta ve ikincisi de “peki ya ölmeselerdi?” sorusunun cevabını düşünmek beni mahvediyor. Goya’nın 82 yerine 30 yaşında öldüğünü hayal ederseniz ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Soluk benizli bir İsa çizmesinin hemen ardından ölen bir Goya adeta hiç yaşamamış bir Goya değil midir? Muhteşem Kara Resimlerini geçtim, neşeli tür resimlerine bile başlamamış olacaktı. Brouwer ölmeseydi kim bilir neler yapardı? Peki Mankes? Peki henüz yirmi birinde dünyaya veda eden zavallı Egedius? OKUMAYA DEVAM EDİN

Sanat üstüne

Jean Veber çılgınlığım

jean veber

Geçen yıl, Jean Veber’in yukarıdaki çalışmasını ilk kez gördüğümde çok heyecanlandım. Bu kadınlar kimdi? Neden dövüşüyorlardı? Arka planda Goya’yı da anımsatan ama daha çok Daumiervari sayılabilecek sinsi sinsi gülen insanlar ne yapıyordu? Ve en önemlisi, ben Jean Veber’le ilgili neden hiçbir şey bilmiyordum?

En kolay soruyu cevaplayarak başlayalım. Jean Veber, 1864 yılında Paris’te doğmuş ve 1928’te yine Paris’te ölmüş Fransız karikatürist ve ressamdı. Yaşamıyla ilgili en çılgın sayılabilecek noktalardan biri 50 yaşındayken gönüllü olarak askere yazılması ve Birinci Dünya Savaşı’na katılmasıydı. Zehirli gaza maruz kalıp hastalanarak 1918 yılında ordudan terhis edilmişti. OKUMAYA DEVAM EDİN

Garip adamlar, Sanat üstüne

Vilhelm Hammershøi: En sevdiğim Danimarkalı

vilhelm hammershoi

Yukarıda fotoğrafını gördüğünüz ince yüzlü, aklından geçen hinlikleri açıklayamayacak kadar utangaç delikanlının ismi Vilhelm, soyadı Hammershøi. Danimarka topraklarında yetişmiş en önemli ressamlardan. Benim eserleri kadar karakterlerini de sevdiğim birkaç sanatçı vardır. André Kertész gibi. Hammershøi da onlardan biri. Bu insanlarla hiç tanışmadığım için “karakterini seviyorum” derken okuduklarım sonrasında kendilerine yakıştırdığım karakterden bahsediyorum.

Geçen sene, yıllardan beri gizlice planladığım büyük Danimarka gezimi sonunda gerçekleştirebileceğimi fark edince Danimarka sanatı ve Hammershøi ile ilgili birçok yeni kitap okudum ve bu kitaplardan ressamı daha çok sevmeme sebep olacak bazı bilgiler öğrendim. Yetmemiş olacak ki Michael Palin’in BBC için hazırladığı Mystery of Hammershøi (Hammershøi’un Gizemi) isimli bir saatlik belgeseli izledim. Bu belgeseli siz de burayı tıklayarak izleyebilirsiniz (Palin’in belgeselleri Youtube’dan sık sık siliniyor. Eğer silinmişse arada sırada “Michael Palin Hammershoi” diye aratarak şansınızı deneyebilirsiniz. Eğer video sizde açılmazsa Youtube’daki ülke ayarlarınızı United Kingdom olarak değiştirin. Bu değiştirme işlemi ruh sağlığınız için de faydalı olacaktır)

Hammershøi ile ilgili öğrendiğim bazı yeni bilgileri sizinle de paylaşmak istiyorum. Örneğin, ben, sanatçının bir başka ünlü Danimarkalı ressam P.S. Krøyer’in öğrencisi olduğunu bilmiyordum. Krøyer, talebesi için çok tatlı bir yorum yapmış. Demiş ki: OKUMAYA DEVAM EDİN