Güzel şeyler

Güzel şeyler no.7: David Hamilton’ın ressamlara saygı fotoğrafları

david hamilton - vermeer

Geçen haftalarda, Nan Goldin’in ismini hatırlayamadığım bir fotoğrafını farklı farklı anahtar kelimelerle arayarak bulmaya çalışırken David Hamilton’ın bu yazıda sizinle paylaşacağım fotoğraflarıyla karşılaştım. Fotoğrafçının eserleri beni o kadar etkiledi ki aradığım şeyi bir kenara koyup bu fotoğraflara daldım.

Hamilton’ın 1984 yılında çıkardığı Homage to Painting or Images isimli kitap ünlü ressamların en az kendileri kadar ünlü tablolarından esinlenerek çektiği fotoğraflardan oluşuyor. Bu ressamlar arasında (benim İnternet’ten bulabildiğim kadarıyla) Vermeer, Degas, Ingres, Rafael ve Boudin de var. Kitaptan gördüğüm ilk fotoğraf yukarıdaki Vermeer’e Saygı isimli çalışmaydı. Fotoğrafın ismini okumadan “ne kadar Vermeervari bir büyüleyicilik” diye düşünmem Hamilton’ın başarısının bir kanıtı olsa gerek (en azından benim için oldu). Bu fotoğrafı Twitter’da paylaştığımda akla ilk İnci Küpeli Kız geldi, oysa ben fotoğrafı gördüğümde Süt Döken Kız‘ı düşünmüştüm. OKUMAYA DEVAM EDİN

Garip adamlar, Sanat üstüne

Gülümse Vincent, çekiyorum

Hiçbir bilimsel ölçümlemeye dayanmayan bir tezim var: Bana kalırsa dünyanın en sevilen ressamı bundan 125 yılı önce yeryüzüne veda etmiş olan Vincent Van Gogh. Bu tezimi bilimsel olarak ispatlayamamam anılarımla destekleyemeyeceğim manasına gelmiyor elbette ki.

Geçen yıl, uçak biletini alma gafletinde bulunduktan sonra tüm Avrupa’nın tatil olduğu günlerde Amsterdam’a gideceğimi fark etmiştim. Öyle ki otellerin (ve diğer kalınacak yerlerin) doluluk oranı %98’di. En sonunda kalacak yer bulabildiğim günleri Amsterdam’da geçirip gezimi ülkenin diğer şehirlerinde tamamlamaya karar verdim. Müzeler bölgesinde tam da Van Gogh Müzesi’nin karşısında adı ne tesadüftür ki “Van Gogh” olan bir otelde yer ayırtabildim. Van Gogh Müzesi’ni tekrar gezmek ilgimi çekmiyordu. Ancak müzede pek sevdiğim bir ressam olan Félix Vallotton’un sergisi vardı ve işte o sergiye çok ama çok gidesim vardı. Van Gogh Müzesi’nin kapısında sabah yediden itibaren oluşan inanılmaz sırayı gördüğümde gözlerim yerinden oynadı. Saat onda açılan mekan için ziyaretçilerin bu hırsı inanılmazdı. Orada kaldığım sürede gün boyunca sokaklarca sıra oldu (önceden alınmış biletler için bile) ve bu sıra  bir an olsun azalmadı. Bir akşam, müzenin kapanmasına yarım saat kadar bir zaman kalmışken, sonsuza uzayan sıraya baktım ve “sanırım dünyanın en sevilen ressamı Van Gogh” dedim. (Tezimin ispatı olan “işte o anı” budur!)

OKUMAYA DEVAM EDİN

Günlerin getirdikleri, Kısa kısa

Çok mutluyum (en azından bu konuda)

julian barnes - keeping an eyes open

Bir gün birisi bana en sevdiğim yazarları sorsa o yazarların içinde mutlaka (ama mutlaka) anacağım Julian Barnes’ın sanat üzerine yazdığı makalelerden oluşan bu kitapla kelimenin tam manasıyla birdenbire karşılaştığımda ufak çapta bir sevinç/coşku şoku yaşadım. Kitabın varlığına şaşırmam başlı başına şaşılacak bir durumdu çünkü daha sonradan hatırladığım üzere Ahmet Cihat Beyler bana bu kitabın çıktığından bahsetmişti. Ancak o an, daha önemli başka şeyleri de konuştuğumuzdan bu olay benim aklımdan çıkıvermişti.

OKUMAYA DEVAM EDİN

Güzel şeyler

Güzel şeyler no.6: Gail Albert Halaban’in Paris fotoğrafları

gail-albert-halaban-paris

1970 doğumlu Amerikalı fotoğrafçı Gail Albert Halaban’in Vis-à-Vis Paris isimli Paris binalarını ve o binalarda yaşayan insanları konu alan fotoğraf serisini ilk gördüğüm zaman o ana kadar Paris’te çektiğim bütün fotoğrafları çöpe atmaya karar verdim. Neyse ki sonra biraz sakinleşebildim de anılarım benimle kaldı.

Paris Manzaraları’ndaki Edward Hoppervari havanın ne kadar da hoş olduğunu düşünürken bir de ne göreyim, fotoğrafçının Hopper Redux isimli bir serisi daha var ve o serisi de Paris fotoğrafları kadar heyecan verici.

OKUMAYA DEVAM EDİN

Sanat üstüne

Olaylar çok karışık

Aşağıda resimlerini göreceğiniz Jeanne Lemer/Lemaire olarak da tanınan kadının bilinen ismi Jeanne Duval. On dokuzuncu yüzyıl Paris’inin önemli figürlerinden biri. Kendisi Haitili bir dansçı ve aktris. Duval’in ünlü olmasının en önemli sebebi ise Charles Baudelaire’in ilham perisi ve metresi olması. Yazılanlara göre çiftin ilişkisi yirmi seneden uzun sürmüş. Baudelaire, Duval’e “Vénus Noire” (Siyah Venüs) ve “gözde metresim” diye sesleniyormuş.

jeanne duval by baudelaire

Duval ile ilgili çok fazla bilgi yok. Olanlar ise çoğunlukla Fransızca. İşte bu yüzden size Google Translate’in Fransızca-İngilizce çevirisinden sıkılmadığım süre boyunca okuduklarımı anlatacağım (yani kısa bir yazı olacak). Yukarıdaki iki karakalem çalışma da Baudelaire’e ait. Şairin metresine Siyah Venüs diye isim takmasından, çizdiği resimlerinden ve Nadar‘ın Duval’in oynadığı bir vodvilden sonra aldığı notlardan anladığım kadarıyla kendisi bildiğimiz siyahi bir insanmış. Nadar notlarında ayrıca dansçının büyük göğüslerinden de uzun uzun bahsetmiş. Duval’in göğüs boyutlarının bu yazının konusuyla bir ilgisi olmadığından biz bu ayrıntıyı es geçebiliriz.

OKUMAYA DEVAM EDİN