Dünyevi Zevkler Bahçesi - Bahar Malik

Çok mutluyum (en azından bu konuda)

Posted: May 26th, 2015 | Author: | Filed under: Günlerin getirdikleri, Kısa kısa | Tags: , , , | 2 yorum »

julian barnes - keeping an eyes open

Bir gün birisi bana en sevdiğim yazarları sorsa o yazarların içinde mutlaka (ama mutlaka) anacağım Julian Barnes’ın sanat üzerine yazdığı makalelerden oluşan bu kitapla kelimenin tam manasıyla birdenbire karşılaştığımda ufak çapta bir sevinç/coşku şoku yaşadım. Kitabın varlığına şaşırmam başlı başına şaşılacak bir durumdu çünkü daha sonradan hatırladığım üzere Ahmet Cihat Beyler bana bu kitabın çıktığından bahsetmişti. Ancak o an, daha önemli başka şeyleri de konuştuğumuzdan bu olay benim aklımdan çıkıvermişti.

Bir yazar, herhangi bir mevzu hakkında nasıl bu derece zarif yazabilir, kabalığı bile nasıl hayranlık uyandıracak bir nezaketle ifade edebilir konularında beni hayrete düşüren Barnes’ın Fransız ressamlar hakkındaki yazılardan oluşan bu kitabı (okuduğum kadarıyla) olağanüstü. Kitap, 10.5 Bölümde Dünya Tarihi’nde de okuyabileceğiniz Géricault yazısıyla başlıyor ve Manet, Degas, Cézanne gibi (en) büyüklerin yanı sıra benim pek bir bayıldığım Redon, Vallotton, Bonnard, Vuillard gibi ressamlarla devam ediyor. Kitabı okudukça, Barnes’la bu kadar aynı düşünmemize ve onun bu düşünceleri benim asla beceremeyeceğim bir şekilde anlatmasına şaşırıyor/seviniyorum. Bunca yıllık Barnes okuyuculuğunun ardından neye şaşırıyorum ben de bilmiyorum ama seviniyorum çünkü Barnes’la aynı düşünmek, ergenlik zamanlarınızda, o günlerdeki platonik aşkınızla aynı müzik grubunu sevdiğinizi öğrenmek gibi bir şey benim gözümde.

Bu kitabı mutlaka edinin, okuyun. “Türkçesini bekleyeceğim” diyorsanız Ayrıntı Yayınları’na baskı yapın ki, Serdar Rifat Kırkoğlu bir an önce çevirsin. Size söz veriyorum, okuduğunuza değecek.

(Barnes’la ilgili duygularımın özeti)

Bu yazıyı paylaşın

Güzel şeyler no.6: Gail Albert Halaban’in Paris fotoğrafları

Posted: May 21st, 2015 | Author: | Filed under: Güzel şeyler | Tags: , , , | Hiç yorum yok »

gail-albert-halaban-paris

1970 doğumlu Amerikalı fotoğrafçı Gail Albert Halaban’in Vis-à-Vis Paris isimli Paris binalarını ve o binalarda yaşayan insanları konu alan fotoğraf serisini ilk gördüğüm zaman o ana kadar Paris’te çektiğim bütün fotoğrafları çöpe atmaya karar verdim. Neyse ki sonra biraz sakinleşebildim de anılarım benimle kaldı.

Paris Manzaraları’ndaki Edward Hoppervari havanın ne kadar da hoş olduğunu düşünürken bir de ne göreyim, fotoğrafçının Hopper Redux isimli bir serisi daha var ve o serisi de Paris fotoğrafları kadar heyecan verici.

Bu fotoğraflardaki ışığı, binaları, bitkileri ve Alfred Hitchcock’ın Arka Pencere’sini anımsatan evlerindeki insanları gözetliyormuş hissini çok sevdim. Arka Pencere hissi demişken bilin bakalım Halaban’in başka ne gibi çalışmaları var?

gail albert halaban

paris

gail-albert-halaban-paris-10

halaban-paris

paris gail albert halaban

Daha uzun yazmaya maalesef vaktim yok ama vaktim olduğunda size çok daha güzel şeyler anlatacağıma söz veriyorum. Görüşürüz.


Olaylar çok karışık

Posted: April 21st, 2015 | Author: | Filed under: Sanat üstüne | Tags: , , , , , , , , , , | 4 yorum »

Aşağıda resimlerini göreceğiniz Jeanne Lemer/Lemaire olarak da tanınan kadının bilinen ismi Jeanne Duval. On dokuzuncu yüzyıl Paris’inin önemli figürlerinden biri. Kendisi Haitili bir dansçı ve aktris. Duval’in ünlü olmasının en önemli sebebi ise Charles Baudelaire’in ilham perisi ve metresi olması. Yazılanlara göre çiftin ilişkisi yirmi seneden uzun sürmüş. Baudelaire, Duval’e “Vénus Noire” (Siyah Venüs) ve “gözde metresim” diye sesleniyormuş.

jeanne duval by baudelaire

Duval ile ilgili çok fazla bilgi yok. Olanlar ise çoğunlukla Fransızca. İşte bu yüzden size Google Translate’in Fransızca-İngilizce çevirisinden sıkılmadığım süre boyunca okuduklarımı anlatacağım (yani kısa bir yazı olacak). Yukarıdaki iki karakalem çalışma da Baudelaire’e ait. Şairin metresine Siyah Venüs diye isim takmasından, çizdiği resimlerinden ve Nadar‘ın Duval’in oynadığı bir vodvilden sonra aldığı notlardan anladığım kadarıyla kendisi bildiğimiz siyahi bir insanmış. Nadar notlarında ayrıca dansçının büyük göğüslerinden de uzun uzun bahsetmiş. Duval’in göğüs boyutlarının bu yazının konusuyla bir ilgisi olmadığından biz bu ayrıntıyı es geçebiliriz.

Bu noktada konu biraz ilginçleşiyor. Baudelaire’in sevgili arkadaşı Manet de Duval’in bir portresini yapmış. Tablonun ismi sizi çok şaşırtacak: Baudelaire’in Metresi Jeanne Duval Uzanırken. Bu eserle ilgili Duval’in Neş’e Erdok tarzı devasa elleri dışındaki en acayip şey Manet’nin siyahi kadını soluk renkli bir beyaz olarak çizmesi. Manet’nin bu yaptığının sebebini çok merak ediyorum. Kendisinin siyahileri çekinmeden ve üstelik de büyük başarıyla çizdiğini bildiğimden kendi kendime “neden? neden?” diye sorup duruyorum.

portrait-of-jeanne-duval-1862

Olayı daha da ilginçleştirmeye hazır mısınız? Öyleyse Gustave Courbet’nin başyapıtı kabul edilen Sanatçının Stüdyosu isimli tabloya bağlanalım. Buyrun:

gustave courbet - sanatcinin studyosu

Bu tabloda sağ tarafta ressamı ve çizdiği tabloyu izleyen burjuva çiftin arkasında kalan, bir şeyler okumaya dalmış beyefendi size tanıdık geldi mi? Gelmeyenler için söylüyorum, o kişi Charles Baudelaire’in ta kendisi.

courbet - artists studio detail - baudelaire

Tabloya yakından baktığınızda fark ediyorsunuz ki zengin çiftle şair arasında sadece gölgesi kalmış bir figür  var. Dikkatle incelerseniz sonrasında ressam tarafından silinmiş bu figürün Jeanne Duval olduğunu anlıyorsunuz.

courbet_duval

Peki, Courbet, Duval’i neden tablosundan çıkardı acaba? Eseriyle ilgili sanatsal bir kaygı mı yoksa dostu Baudelaire’in ricası mı? Baudelaire niye böyle bir şey rica etsin? İşte bunlar hep sorular, sorunlar.

Olaylar çok karışık. Anlamak zor. 160 sene sonra anlamaya çalışmak daha da zor.


Güzel şeyler no.5: Samuel Beckett’in bizzat kendisi

Posted: April 16th, 2015 | Author: | Filed under: Güzel şeyler | Tags: , , , | 1 yorum »

Anketlerden çok korkarım. Birisi bana en sevdiğim romanı, yazarı, ressamı, müzisyeni sorarsa diye ödüm kopar. Bu tip soruların beni bu kadar dehşete düşürmesinin sebebini önceleri anlayamıyordum. Ama zamanla fark ettim ki değişik dönemlerde birbirinden çok farklı konulara takıntılı bir şekilde yaklaştım ve bu takıntılarımdan herhangi birinin bir müsabakada (anket) galip gelmesini istemiyorum.

Pek çok güzeli çok sevmeme rağmen her zaman bir rüya takımım da oldu. Samuel Beckett de bu takımın en önemli üyelerinden biri. Rüya takımımdaki insanlara karşı o kadar farklı şeyler hissediyorum ki örneğin onlardan alıntı yapamıyorum (çünkü eserlerinin bütün olarak muhteşem olduğuna inanıyorum ve parçalanmalarını istemiyorum) ya da isimlerinin sonuna -ciğim ekleyerek konuşamıyorum (çünkü ne haddime?) ya da onlara olan sevgi ve saygımı fazla dillendirmiyorum (çünkü onları var eden benim sevgim değil).

Ama gizlice seviyorum onları. Sinsi sinsi seviyorum. Kahve içtiklerini bildiğim bir kafede oturmak hoşuma gidiyor, sevdikleri yazarları okumaktan zevk alıyorum, bazılarının mezarlarını ziyaret edip sonra bir mezarlıkta ne yapacağını bilemeyip mezartaşlarının karşısında meyveli yoğurt yiyorum.

Geçen haftalarda rastlantı eseri Beckett’in daha önce görmediğim fotoğraflarıyla karşılaştım. François-Marie Banier’in çektiğini sonradan öğrendiğim bu fotoğrafların doğallığını o kadar sevdim ki açıp açıp yeniden baktım. bu fotoğraflar sayesinde Beckett’in olağanüstü yazarlığından bağımsız olarak olağanüstü bir adam olduğuna kanaat getirdim (bazen vazgeçsem de yıllar içinde bu kararı tekrar tekrar veriyorum) ve sonunda bu fotoğrafları sizlerle de paylaşmaya karar verdim.

Bakalım siz de benim kadar beğenecek misiniz?

samuel beckettBeckett Paris’te (1989)

samuel_beckettBeckett Fas’ta (1978)

samuelbeckett

samuel beckett walking

samuel beckett treeYukarıdaki fotoğraf çok güzel değil mi?

samuel-beckett-1978Ve bu da?

beckettFavorimi en sona bıraktım.

Yakında yeniden görüşeceğiz. O güne kadar sevgiler.