Dünyevi Zevkler Bahçesi - Bahar Malik

Gülümse Vincent, çekiyorum

Posted: July 2nd, 2015 | Author: | Filed under: Garip adamlar, Sanat üstüne | Tags: , , , , , | Hiç yorum yok »

Hiçbir bilimsel ölçümlemeye dayanmayan bir tezim var: Bana kalırsa dünyanın en sevilen ressamı bundan 125 yılı önce yeryüzüne veda etmiş olan Vincent Van Gogh. Bu tezimi bilimsel olarak ispatlayamamam anılarımla destekleyemeyeceğim manasına gelmiyor elbette ki.

Geçen yıl, uçak biletini alma gafletinde bulunduktan sonra tüm Avrupa’nın tatil olduğu günlerde Amsterdam’a gideceğimi fark etmiştim. Öyle ki otellerin (ve diğer kalınacak yerlerin) doluluk oranı %98’di. En sonunda kalacak yer bulabildiğim günleri Amsterdam’da geçirip gezimi ülkenin diğer şehirlerinde tamamlamaya karar verdim. Müzeler bölgesinde tam da Van Gogh Müzesi’nin karşısında adı ne tesadüftür ki “Van Gogh” olan bir otelde yer ayırtabildim. Van Gogh Müzesi’ni tekrar gezmek ilgimi çekmiyordu. Ancak müzede pek sevdiğim bir ressam olan Félix Vallotton’un sergisi vardı ve işte o sergiye çok ama çok gidesim vardı. Van Gogh Müzesi’nin kapısında sabah yediden itibaren oluşan inanılmaz sırayı gördüğümde gözlerim yerinden oynadı. Saat onda açılan mekan için ziyaretçilerin bu hırsı inanılmazdı. Orada kaldığım sürede gün boyunca sokaklarca sıra oldu (önceden alınmış biletler için bile) ve bu sıra  bir an olsun azalmadı. Bir akşam, müzenin kapanmasına yarım saat kadar bir zaman kalmışken, sonsuza uzayan sıraya baktım ve “sanırım dünyanın en sevilen ressamı Van Gogh” dedim. (Tezimin ispatı olan “işte o anı” budur!)

Mayıs başında Twitter’da Van Gogh’un yeni fotoğrafı bulunduğuna dair bir haber okudum ve bu fotoğrafı ben de büyük bir heyecanla paylaştım. Aşağıda görebileceğiniz bu fotoğrafla ilgili duyduğum heyecanın sebebi sadece Van Gogh değil. Fotoğrafta Van Gogh, yakın arkadaşı olan ressamlar Emile Bernard ve Paul Gauguin ile bir içki masasında görülüyor. İlgi duyduğum tarihi kişilerin böylesi gündelik ama aynı zamanda özel anlarına şahit olmak beni her zaman heyecanlandırır.

van gogh first adult photoSoldan üçüncü sırada piposuyla poz veren Van Gogh, hemen solunda Emile Bernardve en sağdaki beyefendi ise bildiğiniz Gauguin.

Geçen haftalarda bu fotoğraf Türkiye’de bir anda popüler oldu (satılacağı haberlerinin çıkmasıyla birlikte). Bu paylaşımlar yanlış bir bilgiyle birlikte yayıldı. Öncelikle bu yanlışı düzeltmekte fayda var: Yukarıda gördüğünüz fotoğraf Van Gogh’un tek fotoğrafı değil. Van Gogh’un yetişkinliğine ait yüzünü görebildiğimiz tek fotoğrafı (Yüzün görünmesi vurguma biraz sonra döneceğim). Kişisel fikrimi soracak olursanız Van Gogh çizdiği otoportrelere göre çok daha yakışıklı bir adammış. Buyrun, siz de yakından bakın ve kendiniz karar verin.

van gogh face detail

Van Gogh’un fotoğraf çektirmeyi sevmediği biliniyor. Kız kardeşi Willemien’e 19 Eylül 1889’da yazdığı mektubunda

“Fotoğrafları korkunç buluyorum ve özellikle de tanıdığım ve sevdiğim insanlara ait bir tane bile fotoğrafa sahip olmak istemiyorum.”  

diye yazmış. Ressam bilinen iki fotoğrafından birini beş yaşında, diğerini ise 18 yaşında bir kitapçıya işe girerken çektirmiş.

van goghHatırlayanlarınız olacaktır, bir süre önce de Van Gogh’un yeni bir fotoğrafının bulunduğu iddiasıyla ortalık şenlenmişti. Meşhur otoportrelerindeki haline çok benzeyen bir yüze sahip bu adamın Van Gogh olmadığı iki şekilde kanıtlandı. Birincisi yukarıda Van Gogh olduğu bilinen fotoğraflarda ressamın sahip olduğu burunla bu adamın sahip olduğu burun arasında bir alaka yok. Ressam arada burnunu kırmış olabilir mi diye düşünüldüğünden kayıtlar incelenmiş, ancak ressamın yaşamında bir burun vakasına rastlanmamış. Daha da önemlisi fotoğrafın çekildiği Victor Morin’e ait fotoğraf stüdyosu Fransa’da değil, Kanada’daymış. Bu fotoğraf da Kanada’da çekilmiş. Van Gogh’un Kanada’ya hiç gitmediği de bilindiğinden bu kişinin Van Gogh olmadığına karar verilmiş. Sonuçta ressamın otoportrelerinde görmek istediğini çizmek gibi bir hakkı olduğunu unutmamalıyız. Bu noktada şöyle bir iddiam var: Bu aşağıdaki kimliği belirsiz şahıs ve Vincent Van Gogh, Van Gogh’un benzerleri yarışmasına katılsa bu şahsın birinci olacağına eminim. İkinci de muhtemelen şu linkteki kişi olacaktır. Ressamın ise ilk ona girebileceğini bile zannetmiyorum. (Ve bu sence kimin suçu Vincent?)

not van gogh

Bu fotoğraf mevzusuna son verip sizlere veda etmeden önce en sevdiğim Van Gogh fotoğrafından da biraz bahsetmek isterim. Bu fotoğrafta Van Gogh ve Emile Bernard, Seine kıyısında oturmuş sohbet ederlerken görülüyor. Fotoğraf sevmediğini artık bildiğimiz Van Gogh bizlere sırtını dönmüş, Bernard’ın ise yüzünü görebiliyoruz. Aralarındaki masanın üzerinde ne olduğu görünmüyor ama arkada kalan duvarda şarap yazması ikilinin şarap içtiğini düşündürüyor.

Bana kalırsa yukarıdaki tüm fotoğraflar bir yana o tüm o hayran olunan eserleri yaratan Van Gogh sanki en çok da Seine kıyısında dostuyla sessizce sohbet eden bu sırtı dönük adamdır. Siz ne düşünüyorsunuz?

van gogh and emile bernardBunlar da ilginizi çekebilir:

Bu yazıyı paylaşın

Çok mutluyum (en azından bu konuda)

Posted: May 26th, 2015 | Author: | Filed under: Günlerin getirdikleri, Kısa kısa | Tags: , , , | 2 yorum »

julian barnes - keeping an eyes open

Bir gün birisi bana en sevdiğim yazarları sorsa o yazarların içinde mutlaka (ama mutlaka) anacağım Julian Barnes’ın sanat üzerine yazdığı makalelerden oluşan bu kitapla kelimenin tam manasıyla birdenbire karşılaştığımda ufak çapta bir sevinç/coşku şoku yaşadım. Kitabın varlığına şaşırmam başlı başına şaşılacak bir durumdu çünkü daha sonradan hatırladığım üzere Ahmet Cihat Beyler bana bu kitabın çıktığından bahsetmişti. Ancak o an, daha önemli başka şeyleri de konuştuğumuzdan bu olay benim aklımdan çıkıvermişti.

Bir yazar, herhangi bir mevzu hakkında nasıl bu derece zarif yazabilir, kabalığı bile nasıl hayranlık uyandıracak bir nezaketle ifade edebilir konularında beni hayrete düşüren Barnes’ın Fransız ressamlar hakkındaki yazılardan oluşan bu kitabı (okuduğum kadarıyla) olağanüstü. Kitap, 10.5 Bölümde Dünya Tarihi’nde de okuyabileceğiniz Géricault yazısıyla başlıyor ve Manet, Degas, Cézanne gibi (en) büyüklerin yanı sıra benim pek bir bayıldığım Redon, Vallotton, Bonnard, Vuillard gibi ressamlarla devam ediyor. Kitabı okudukça, Barnes’la bu kadar aynı düşünmemize ve onun bu düşünceleri benim asla beceremeyeceğim bir şekilde anlatmasına şaşırıyor/seviniyorum. Bunca yıllık Barnes okuyuculuğunun ardından neye şaşırıyorum ben de bilmiyorum ama seviniyorum çünkü Barnes’la aynı düşünmek, ergenlik zamanlarınızda, o günlerdeki platonik aşkınızla aynı müzik grubunu sevdiğinizi öğrenmek gibi bir şey benim gözümde.

Bu kitabı mutlaka edinin, okuyun. “Türkçesini bekleyeceğim” diyorsanız Ayrıntı Yayınları’na baskı yapın ki, Serdar Rifat Kırkoğlu bir an önce çevirsin. Size söz veriyorum, okuduğunuza değecek.

(Barnes’la ilgili duygularımın özeti)


Güzel şeyler no.6: Gail Albert Halaban’in Paris fotoğrafları

Posted: May 21st, 2015 | Author: | Filed under: Güzel şeyler | Tags: , , , | Hiç yorum yok »

gail-albert-halaban-paris

1970 doğumlu Amerikalı fotoğrafçı Gail Albert Halaban’in Vis-à-Vis Paris isimli Paris binalarını ve o binalarda yaşayan insanları konu alan fotoğraf serisini ilk gördüğüm zaman o ana kadar Paris’te çektiğim bütün fotoğrafları çöpe atmaya karar verdim. Neyse ki sonra biraz sakinleşebildim de anılarım benimle kaldı.

Paris Manzaraları’ndaki Edward Hoppervari havanın ne kadar da hoş olduğunu düşünürken bir de ne göreyim, fotoğrafçının Hopper Redux isimli bir serisi daha var ve o serisi de Paris fotoğrafları kadar heyecan verici.

Bu fotoğraflardaki ışığı, binaları, bitkileri ve Alfred Hitchcock’ın Arka Pencere’sini anımsatan evlerindeki insanları gözetliyormuş hissini çok sevdim. Arka Pencere hissi demişken bilin bakalım Halaban’in başka ne gibi çalışmaları var?

gail albert halaban

paris

gail-albert-halaban-paris-10

halaban-paris

paris gail albert halaban

Daha uzun yazmaya maalesef vaktim yok ama vaktim olduğunda size çok daha güzel şeyler anlatacağıma söz veriyorum. Görüşürüz.


Olaylar çok karışık

Posted: April 21st, 2015 | Author: | Filed under: Sanat üstüne | Tags: , , , , , , , , , , | 4 yorum »

Aşağıda resimlerini göreceğiniz Jeanne Lemer/Lemaire olarak da tanınan kadının bilinen ismi Jeanne Duval. On dokuzuncu yüzyıl Paris’inin önemli figürlerinden biri. Kendisi Haitili bir dansçı ve aktris. Duval’in ünlü olmasının en önemli sebebi ise Charles Baudelaire’in ilham perisi ve metresi olması. Yazılanlara göre çiftin ilişkisi yirmi seneden uzun sürmüş. Baudelaire, Duval’e “Vénus Noire” (Siyah Venüs) ve “gözde metresim” diye sesleniyormuş.

jeanne duval by baudelaire

Duval ile ilgili çok fazla bilgi yok. Olanlar ise çoğunlukla Fransızca. İşte bu yüzden size Google Translate’in Fransızca-İngilizce çevirisinden sıkılmadığım süre boyunca okuduklarımı anlatacağım (yani kısa bir yazı olacak). Yukarıdaki iki karakalem çalışma da Baudelaire’e ait. Şairin metresine Siyah Venüs diye isim takmasından, çizdiği resimlerinden ve Nadar‘ın Duval’in oynadığı bir vodvilden sonra aldığı notlardan anladığım kadarıyla kendisi bildiğimiz siyahi bir insanmış. Nadar notlarında ayrıca dansçının büyük göğüslerinden de uzun uzun bahsetmiş. Duval’in göğüs boyutlarının bu yazının konusuyla bir ilgisi olmadığından biz bu ayrıntıyı es geçebiliriz.

Bu noktada konu biraz ilginçleşiyor. Baudelaire’in sevgili arkadaşı Manet de Duval’in bir portresini yapmış. Tablonun ismi sizi çok şaşırtacak: Baudelaire’in Metresi Jeanne Duval Uzanırken. Bu eserle ilgili Duval’in Neş’e Erdok tarzı devasa elleri dışındaki en acayip şey Manet’nin siyahi kadını soluk renkli bir beyaz olarak çizmesi. Manet’nin bu yaptığının sebebini çok merak ediyorum. Kendisinin siyahileri çekinmeden ve üstelik de büyük başarıyla çizdiğini bildiğimden kendi kendime “neden? neden?” diye sorup duruyorum.

portrait-of-jeanne-duval-1862

Olayı daha da ilginçleştirmeye hazır mısınız? Öyleyse Gustave Courbet’nin başyapıtı kabul edilen Sanatçının Stüdyosu isimli tabloya bağlanalım. Buyrun:

gustave courbet - sanatcinin studyosu

Bu tabloda sağ tarafta ressamı ve çizdiği tabloyu izleyen burjuva çiftin arkasında kalan, bir şeyler okumaya dalmış beyefendi size tanıdık geldi mi? Gelmeyenler için söylüyorum, o kişi Charles Baudelaire’in ta kendisi.

courbet - artists studio detail - baudelaire

Tabloya yakından baktığınızda fark ediyorsunuz ki zengin çiftle şair arasında sadece gölgesi kalmış bir figür  var. Dikkatle incelerseniz sonrasında ressam tarafından silinmiş bu figürün Jeanne Duval olduğunu anlıyorsunuz.

courbet_duval

Peki, Courbet, Duval’i neden tablosundan çıkardı acaba? Eseriyle ilgili sanatsal bir kaygı mı yoksa dostu Baudelaire’in ricası mı? Baudelaire niye böyle bir şey rica etsin? İşte bunlar hep sorular, sorunlar.

Olaylar çok karışık. Anlamak zor. 160 sene sonra anlamaya çalışmak daha da zor.