Dövmeler

Posted: August 2nd, 2014 | Author: | Filed under: Sanat üstüne | Tags: , , , , , , | 1 Comment »

Yakın arkadaşlarımdan biri dövme yaptırmaya karar verince dövme konusu gündemimize bomba gibi düştü. Birbirlerinin hareketlerini taklit eden ergen çocuklardan farkımız olmadığı için birdenbire hepimiz birer dövme sevdalısı kesildik. Bu olayın bana etkisi ise “aslında ne zamandır ‘şöyle’ ufak bir dövme yaptırmak istiyordum. Tam da rast geldi” şeklinde oldu.

Internet’te istediğim figür için dövme desenleri ararken aşağıdaki komik fotoğrafla karşılaştım. 1950 yılında Paris’te yapılan En Güzel Dövme Yarışması’nın fotoğraflarını Robert Doisneau çekmiş. Yarışmaya katılan insanların ne kadar eğlenmiş olabileceğini düşünürken Doisneau’nun bu konuda başka fotoğrafları var mı diye de bakındım. Ve tahmin edin sonuç oldu? Elbette ki vardı.

Contest Of The Most Beautiful Tattoo

Bu aralar aynı anda birkaç kitap birden okuyorum. Bu kitaplardan biri de Francine Prose’un Lovers at the Chameleon Club: Paris, 1932‘su. Prose bu kitabı Macar fotoğrafçı Brassaï’nin Le Monocle’deki Lezbiyen Çift fotoğrafından (1932) esinlenerek yazmış.  Her ne kadar arada yirmi sene ve büyük bir savaş olsa da Prose’un anlattığı ortamla aşağıda eğlenen iki adamı bağdaştırabildim (Tabi bu adamlar biraz daha Amerikan).

robert doisneau - best tattoo contest

Doisneau, yukarıdakilere nazaran daha gerçek görünen dövme fotoğrafları da çekmiş. Örneğin, deniz kızı dövmesiyle gurur duyan bu kadın gibi.

robert doisneau - tattoo

Aşağıdaki fotoğrafın ismi “Dövmeli Adamın Hayalleri”. Hayaller kuran bu adamın en üst fotoğrafta sağ tarafta duran adam olduğunu fark ettiniz mi?

robert doisneau - Dreams of a Tattooed Man

Son fotoğraf ise “Büyük Dövmeli Adamın Arkadan Görünüşü”. Doisneau, tüm bu fotoğrafları 1950 ile 1955 arasında çekmiş. Benim bulabildiklerim beş tane olmasına rağmen sayıları daha fazla olmalı diye düşünüyorum çünkü Lyon’daki Musée Nicephore Niepce’de 2010 yılında fotoğrafçının dövmeli çalışmalarıyla ilgili bir sergi açılmış. 

robert doisneau - A man from behind with big tattoos

Böylece bu blog’da Robert Doisneau ile ilgili ikinci yazıyı yayımlamış oldum. Gündelik hayatımda neredeyse hiç yer tutmayan bir fotoğrafçıyla ilgili ikinci bir yazı yazmış olmamı çok garip buluyorum. İşin fotoğraf tarafını bir tarafa bırakalım, mizahi bakış açısını daha çok sevdiğim birçok fotoğrafçıyla ilgili hiçbir şey yazmadığım göz önüne alınırsa bu yazı sizce de çok garip olmadı mı?

Daha da acayibi sanki Doisneau fotoğraflarıyla ilgili başka yazılar yazacak gibi de hissediyorum. Bakalım gelecek günler bize ne gösterecek, hep birlikte yaşayıp göreceğiz. Sevgiler.

Not: Paniğe gerek yok, sırtıma kocaman el sallayan bir adam dövmesi yaptırma niyetinde değilim.

 

Bu yazıyı paylaşın

Sabah Güneşi

Posted: July 24th, 2014 | Author: | Filed under: Sanat üstüne | Tags: , , , , , , , , , , | 2 Comments »

Sosyal medya kullanımının hayatıma en önemli etkisi sanatçıların doğum ve (varsa) ölüm tarihlerini günü gününe takip etmeye başlatması oldu (Müzelere, dergilere ve sanata ilgi duyan sosyal medya kullanıcılarına teşekkürler). Bu durum çoğunlukla komiğime gitse de kendimi kaptırdığım zamanlar oluyor. Tıpkı bu hafta Twitter’da Edward Hopper’ın doğum günü olduğunu okuduğumda olduğu gibi.

Hopper kişisel tarihim için önemli bir insan. Çünkü ergenliğimde sevip de sevmeye devam ettiğim ve dahası sevdiğim için küçük utançlar duymadığım nadir sanatçılardan. Bu hafta hakkında bu kadar düşünüp türlü türlü tweetler atınca ressamın doğum günü için blog’da da ufak bir kutlama yapmanın harika bir fikir olduğuna karar verdim.

Konu Edward Hopper olunca birçok şey anlatabilirim. Ama yakın zaman önce çok sevdiğim biri aşağıda sizlerle paylaşacağım resimlerden birini bana gönderdiğinden olsa gerek aklıma ilk gelen ressamın 1952 yılında yaptığı Morning Sun (Sabah Güneşi) isimli tablosu oldu.

Edward Hopper morning sun

Ressamın bu tablosunda da -diğer tablolarının çoğunda olduğu gibi- 43 sene birbirlerine severek ve döverek (yer yer ısırarak) evli kaldığı eşi Jo Hopper poz vermiş.

Edward Hopper - Morning Sun - Study- 1952

Study for Morning Sun Edward Hopper

Eminim siz de görmüşsünüzdür, ortalıkta Hopper’ın tablolarından özellikle de Gece Kuşları‘ndan (Nighthawks) esinlenerek yaratılmış pek çok resim dolaşır. Nighthawks kadar popüler olmasa da Morning Sun da bazı çalışmaları etkilemiş. Süper gizli ve sürpriz Hopper kutlamamız için bunlardan beş tanesini seçtim.

Bu çalışmalardan ilki fotoğrafçı Richard Tuschman’ın yakın zamanda hakkında çok konuşulan serisi Hopper Meditations‘ın içinde yer alan bir yeniden canlandırma (bakın biz bunları hep twitter’ımızda yazdık). Sabah Güneşi, serinin fotoğrafları arasında diğerlerine göre daha az teatral olması sebebiyle en sevdiğim.

Richard Tuschman Edward Hopper morning sun

Avusturyalı yönetmen Gustav Deutsch, 2013 yılında çektiği Shirley: Visions of Reality isimli filmde Sabah Güneşi‘yle birlikte 12 Edward Hopper tablosunu daha yeniden canlandırdı. Film bu sene if film festivali’nde gösterildi. Çok istememe rağmen gidemedim. O yüzden sadece filmden karelere bakarak yorum yapabiliyorum. Görüntü yönetmeni Jerzy Palacz ne kadar temiz bir iş çıkartmış, değil mi? (Bu arada tablo filmin afişinde de kullanılmış)

Shirley Jerzy Palacz

Mevzu Sabah Güneşi olunca mükemmel estetik, meh film Bright Star‘ı anmamak olmaz. Daha önce anmıştın diyebilirsiniz ama filmin bu sahnesi benzerlerinin yanında yer almalı bana kalırsa.

bright star edward hopper

Aşağıdaki iş kime ait maalesef bilmiyorum, biraz araştırdım, bulamadım. Sahibine keskin yatak hatları ve kayamsı yastıkla neyi amaçladığını sormak isterim (çarşaf önemli!)

morning sun

John Singer Sargent, Vermeer ve Hopper gibi pek çok sanatçının eserlerini yeniden yorumlayan, zaman zaman da harmanlayan ressam George Deem, 1995 yılında, Edward ve tablonun modeli Jo Hopper’ı Sabah Güneşi‘ni anımsatan bir şekilde resmetmiş. Deem’in bu eserinin adı Edward and Jo Hopper Excursion into Philosophy.

george deem Edward and Jo Hopper 1995

Madem bir kutlama partisindeyiz; demek ki flört maksatlı kısık sesli konuşmaların, ufak dokunuşların ve elbette ki şen kahkahaların serbest olduğu bir ortamdayız. O zaman gerçek bir ev sahibi gibi partiyi bir soruyla başlatayım ki devamı gelsin: Sizin en sevdiğiniz Hopper tablosu hangisi?


Güzel şeyler no.3: Saul Leiter’ın şemsiyeleri

Posted: July 21st, 2014 | Author: | Filed under: Güzel şeyler | Tags: , , , , , , | 5 Comments »

Sıcaklarla aranız nasıl? Benim çok kötü.

Geçen haftayı “Kış gelse de palto giysem” hayalleri kurarak ve kar fırtınası sesleri dinleyerek geçirdim. Sonra aklıma Saul Leiter‘ın fotoğrafları geldi. Özellikle de kışın çektiği sokak fotoğrafları. Fırtınayı dinlerken uzun uzun Leiter’ın fotoğraflarına baktım. Fotoğrafçının çalışmaları ilk gördüğüm günden beri çok hoşuma gidiyor ama bu sefer daha da hoşuma gitti.

Leiter’a o kadar doyamadım ki sevgili Koltukname‘den duyduğum ve birkaç sipariş verip memnun kaldığım Use Good Books‘tan bir Saul Leiter kitabı ısmarladım. (Bugün yola çıktığını öğrendiğim kitabı şimdiden incelemiş ve en az %51′inden çok memnun kalmış gibi hissediyorum)

Fotoğraflarla bu kadar vakit geçirmek, Leiter’ın hepsi birbirinden güzel birçok şemsiyeli fotoğraf çektiğini fark etmemi sağladı. Bugün, üçüncü güzel şeyler yazısında bunları sizinle paylaşmaya karar verdim. Çünkü öyle güzeller ki bunları görmemenize gönlüm razı olmadı.

İşte Leiter’ın 1950′lerde çektiği karlı, yağmurlu, insanlı, arabalı, new yorklu, paltolu, şapkalı ama illa ki hepsi şemsiyeli kış fotoğrafları:

saul leiter walk

saul-leiter

saul leiter new york

saul leiter canopy 1957

saul leiter street

saulleiter

leiter

Leiter’ın, özellikle, farklı zamanlarda çektiği “kırmızı şemsiyeli” fotoğraflarını çok seviyorum. Mesela aşağıdakini.

saul leiter

Ve bunu:

saul leiter umbrella

Bunu diğerlerine göre birazcık daha fazla seviyorum:

saul leiter early color

Ama en çok aşağıdakini seviyorum. Bu fotoğraf size Tabaklar yazısında bahsettiğim, üzerinde bana Holden Caulfield’ı anımsatan kırmızı şapkalı çocuğun olduğu tabağı anımsatıyor. (Bir de şu sitede gördüğüm bu var)

saul leiter red umbrella

Tüm bunlarla ilgilenirken fark ettim ki 2013 yılı sonunda kaybettiğimiz Leiter’la ilgili bir belgesel çekilmiş. Belgeselin ismi başlı başına güzel bir şey: In No Great Hurry.

Bu kadar güzellik sizce de çok fazla değil mi? Artık çirkin hayatlarımıza ve umutsuz savaşlarımıza geri dönebiliriz. Sevgilerle.


İlahi eskimez bu dudaklar

Posted: July 16th, 2014 | Author: | Filed under: Sanat üstüne | Tags: , , , , , , , , , , , , , , | No Comments »

kiss

Yukarıdaki fotoğrafı bir zamanlar sıkı takipçisi olduğum modern nostalgic isimli blog’da görüp günün aslan berberinde paylaştığımda “acaba devamı var mı?” diye düşünmüştüm. Benim bu “devamı var mı” düşüncelerim beraberinde bazı gizli klasörler ve çoğunlukla yıllar sürecek iz sürmeler getirir. Bu sefer de öyle oldu. Bugün baktığımda sorumun üzerinden üç buçuk sene geçtiğini ve elimde heykellere sevgilerini gösteren insanların olduğu fotoğrafların (sonunda) biriktiğini gördüm. Ne zaman bir şey biriktirsem, buraya koşup sizinle paylaşmama artık şaşırmıyorsunuzdur herhalde.

Bu fotoğraflardan ilki öpmenin en yakıştığı heykel. Çünkü bu antik yüz aynı zamanda çeşme olarak kullanılıyor. Fotoğrafı kim çekmiş  bilmiyorum ama bu durum ona duyduğum sevgiyi azaltmıyor.

kiss the statue

Heykellerin öpücüklere boğulması fikri en çok moda fotoğrafçılarının hoşuna gitmiş sanırım. Aşağıdaki üç fotoğrafta örneklerini görebilirsiniz. Bunlardan ilkini Belçikalı Serge Leblon çekmiş. Leblon’un deri eldiven tanıtmaya çalıştığını düşünüyorum ama elimde konuyla ilgili hiçbir kanıt yok.

serge leblon

Şehvetine karşılık bulamayan bu hanım kızımızı ise 1986 yılında Sheila Metzner, Fendi için fotoğraflamış. Kürk ayrıntısı canımı sıktığından bu fotoğrafı hızlı geçmeyi teklif ediyorum.

sheila metzner

Aşağıdaki romantik kızımız ve mert bir delikanlı olduğu her halinden belli oğlumuzla birkaç ay evvel karşılaştım. Öpüşmelerinin sebebi Paloma Wool diye bir kıyafet markasının reklamı. Üstelik bu reklam 1986′ya değil 2014′e ait. Bu cümlemle de sizlere heykel öpmenin evrenselliğini ispatladım. Bu konuda daha fazla kafa yormazsınız artık.

paloma wool

Heykel öpme eyleminin çekiciliğine kapılan ünlüler de olmuş. Mesela Winona Ryder bunlardan biri. (Fotoğrafı Mark Seliger çekmiş)

winona ryder

Geri dönüşü muhteşem olan Jeff Koons’un (bu küçük esprime içimden kıkır kıkır gülmek için sizden beş saniye mola istiyorum. Beş-Dört-Üç-İki-Bir. Evet devam edebiliriz) ünlü Banallik serisinden Pembe Panter heykelini manken Stephanie Seymour öpmüş ve bu anı Juergen Teller fotoğraflamış. Seymour’ın öpücüğe kendini kaptırmış haline nazaran Jayne Mansfield’ın lakaytlığı sizin de dikkatinizi çekti mi? (Aşk bu değil Jayne!)

Stephanie Seymour kissing Jeff Koon Pink Panther  Juergen Teller

Ve diğer fotoğraflar… Bunların içinde en çok en sağdaki tutkulu genci seviyorum. Bu fotoğraflara bakarken Galleria Borghese’deki heykellerden birinin dudaklarına yapışsam neler olabileceğini düşündüm. Bir heykele yan baksan dibinde biten müze görevlilerinin paytak paytak bana doğru koşması, omuzlarımdan sürükleyerek beni dışarı atmaları, benim “oh dünya varmış, onlar kovmadı ben zaten çıkıyordum” duruşumla dışarıda bekleyen kalabalığın hayranlığını kazanmam… Eşsiz bir tecrübe olmaz mı?

kissesSize ateşli bir hareketli resimle veda ediyorum çünkü bu blog’un okuyucuları bu ateşliliği hak ediyor! (Özellikle babam) Umarım, en yakın zamanda tekrar görüşürüz. Hoşça kalın.

hmm-İlahi eskimez bu dudaklar durma öp beni
- Eskimez ama yıpranır.