Etiket:

Resim

Fotoğraf çektim, Küçük benzetmeler

Mahallede bahar

Bahar, bu yıl İstanbul’a çok güzel geldi. Sürekli yağan yağmurların da etkisiyle tabiat rengarenk oldu ve bana geçmiş güzel günleri anımsattı. Tüm yağışa rağmen çocuklar bu sene Nisan ayından itibaren sahili şenlendirmeye başladılar.

mahalledebahar

Geçen ay sahilde serilmiş bu gençleri görünce aklıma Thomas Eakins’in The Swimming Hole’ü geldi. Her ne kadar bizim çocuklar Eakins’ın öğrencileri gibi sağlıklı ve çevik rönesans vücutlarına sahip olmasalar da suyun tadını benzer şekilde çıkardıkları aşikar.

swimming_hole

Günün sorusu yanlışlıkla bu blogda sorulsun: Tabloda sağ alt köşede yüzen adam hangi ressamın imzası yerine oraya çizilmiş olabilir?

Sanat üstüne

Kaybolan Güzelliklerin İzinde

Dünyadaki sanat açık arttırmalarını takip eder, sanki girecek ve hatta eserleri satın alacakmış gibi heyecanlanırım. Şimdilik küçük bir koleksiyoncu olmaktan öte başarım olmamasına rağmen hangi eserin tabiri caizse “kaça gittiğini” bilmek, kimlerin neye ilgi gösterdiğini öğrenmek hoşuma gider. Belki de ancak böyle davranınca oyunun içinde kaldığımı hissediyorum. Kimi zaman insanın ilk dört yüz bin sterliniyle ne yapacağını bilmesi de ayakları yeren basan bir plana sahip olması manasına gelebilir.

Sanat eserlerinin bu kadar pahalı olması eserler adına iki handikap yaratıyor. Birincisi onları elde etmek için hırsızlığa başvuran çok fazla insan oluyor. İkinci ise tehlikeli grupların (örneğin İtalyan mafyası) para yerine kullandığı bir araç haline gelebiliyorlar. İki sene önceki kitap fuarına gittiğimizde kalabalıktan korkup sığındığımız Yapı Kredi standından iki kitap almıştık. Bunlardan biri Simon Houpt’un Kayıp Eserler Müzesi‘ydi. Bu kitabı bir sanatseverin duygulanmadan/etkilenmeden okuyabileceğine inanmam çok zor. Eserde birbirinden ilginç kayıp ve hırsızlık vakaları anlatılıyor. OKUMAYA DEVAM EDİN

Sanat üstüne

Oh Manet! Oh Manette!

Manet ile ilgili Manet-sonrası yapılmış olan sanat eleştirilerinin çoğuna katılırım. Özellikle de ressamın bir modernist olmasına rağmen yenilik yaratan olmamasına dair olanlara. Gün gelir de iki sevdiğim ressamı karşılaştırmam istenirse, kuracağım ilk cümle “Goya bir dahiymiş, Manet ise resme aşık bir ressammış” olur.

Bundan birkaç ay evvel, Manet üzerinde Goya etkisi konulu bir şeyler yazmaya karar verdim. Manet’nin hem ilk dönem çalışmalarında hem de artık başyapıtları sayılan Balkon, İmparator Maximilian’ın İnfazı, Olympia gibi tablolarında Goya’dan ilham aldığı zaten bilinen bir gerçekti. İşin içine biraz daha girebilmek için kendi kütüphanemin yeterli olmadığına karar verince Boğaziçi’ninkinden yararlanmayı düşündüm ve okuldan Manet ile ilgili beş/altı kitap aldım. Halen yazmaya devam ettiğim bu konu ile ilgili ufak bir noktayı sizinle burada paylaşmak isterim.

Öncelikle, Manet’nin sadece Goya’dan değil tüm İspanyol ustalarından etkilendiğini söylesem herhalde büyük bir yanlış yaptığımı düşünmezsiniz ve fakat gün olur da Baudelaire ile karşı karşıya gelirsek, şairin beni bu “küstah suçlama”mdan ötürü topa tutacağına eminim. Nitekim daha önce deneyenleri tutmuş da. Hikayeye finalini anlatarak başlayayım.

OKUMAYA DEVAM EDİN