Bu kategorinin altındaki yazıları inceliyorsunuz:

Kitaplar

Belki de faydalı bilgiler, Kitaplar

2013’ün en iyi kitapları listelerinin listesi

alexander skarsgard

Ekim ayındaki “Aman tanrım bu sene okuduğum kitaplar ne kadar vasat çıktı” hezeyanım sonrasında biraz toparlanmaya çalıştım. Ama çabalarım sonuç vermedi. Dün gece ben vasat kitaplar okurken dünyada neler olmuş diye merak ettim ve farklı gazete/dergi/web sitelerinin 2013’ün en iyi kitapları listelerini karıştırdım. Bu listeleri benim dışımda merak eden olursa diye Güzelonlu’ya da eklemeye karar verdim. İşte 2013’ün en iyi kitapları listelerinin tam listesi (yenileriyle karşılaştıkça güncellenecek):

OKUMAYA DEVAM EDİN

Kitaplar

Kitaplar

kitapBugün sizi iyi yetiştirilmiş bir güneyli hanımefendisi misali “hühü” diye selamlıyorum. Nasılsınız acaba?

Her yıl kitabevi dolaşma sıklığımın biraz daha azalması beni üzüyor. Internet’ten alışverişin çok kolaylaşmasına ve dahası mobil okuma araçlarına karşı koyamıyorum (Kindle’ın her yeni çıkan versiyonu bir öncekinden daha güzel). Ama bir yandan da “kitaba sahip olma” isteğimi durduramıyorum. Bu romantizm mi yoksa eski kafalılık mı henüz karar veremedim. Her şeye rağmen sevdiğim bir kitabevini ziyaret edişimde hissettiğim mutluluk hâlâ öylesine güzel ki.

Geçen hafta da bu ziyaretlerimden birini gerçekleştirdim. Bu sefer aldığım kitaplar ise Sıradan Kadınlar Düşü (Samuel Beckett), Bir Kapıdan Gireceksin (Umut Tümay Arslan), Gizli Tarih (Donna Tartt), Rus Edebiyat Dersleri (Nabokov), Bir Son Duygusu (Julian Barnes) ve Boş Koltuk (J. K. Rowling) oldu.

OKUMAYA DEVAM EDİN

Kitaplar

Yeni kitaplar


Uzun zaman sonra bazı işlerden ötürü dışarı çıkınca büyükçe bir kitapçıyı da dolaşma fırsatı buldum ve birçok güzel kitabın Türkçe’ye çevrildiğini bu sayede gördüm. Katılır mısınız bilmiyorum ama ben sevdiğim yazarların kitapları veya artık klasik sayılabilecek eserler Türkçe’ye çevrildiklerinde çok seviniyorum. Çünkü böylece çevremdeki daha çok insan onları okuma imkanına sahip olacakmış gibi hissediyorum. Türkiye’deki talebin fazla olduğu görüşünü yaymak için de bu tarz kitapları gördüğümde satın alıyorum. Gerçi bazıları “Her ay aynı kitaptan bir tane daha alırsan yazarların daha çok eserini çevirir ve basarlar” diye dalga geçiyor ama bu yorumlar yüzünden yaptığımdan vazgeçeceğimi sanıyorsanız elbette ki yanılıyorsunuz.

Bu sefer satın aldığım kitaplar Özgürlük (Jonathan Franzen), Solar (Ian McEwan), Nabız (Julian Barnes), Howards End (E. M. Forster), Mutfaktaki Tarifbaz (Julian Barnes), Hayalperestler (Patti Smith), Lütfen Sessiz Olur Musun, Lütfen? (Raymond Carver) ve Daniel Martin (John Fowles) oldu. OKUMAYA DEVAM EDİN

Kitaplar

bir de

Fransız Teğmenin Kadını’nı ilk okuduğumda eserin filme uyarlandığını bilmiyordum. Daha sonraki yıllarda bu bilgiyi her nasılsa duyduğumda/öğrendiğimde ilk ve tek merak ettiğim Fowles’un filmde kendisini oynayıp oynamadığı oldu. Romanı okumuş olanlarınız biliyordur: Kitabın sonlarına doğru Charles trene biner ve bir süre Fowles ile birlikte seyahat ederler. O bölümü özellikle de Fowles’un Charles’a bakarak kendi kendine “What the devil am I going to do with you?” demesini severim.

Senelerdir filmde Charles ve Fowles’un karşı karşıya oturup oturmadıkları ve Fowles’un anlamlı gözlerle adama bakıp bakmadığı nadir de olsa içimde bir şeyleri kemirse de bu konudaki gerçeği hiç öğrenmedim ve dahası öğrenmeye teşebbüs etmedim. Bu sabah ölümle ilgili (her nedense) ufak bir düşünceye dalmışken aklıma şöyle bir sahne düştü: Yıllar geçmiş, iyice yaşlanmışım. Yatağımda son nefesimi vermek üzere uzanmış bekliyorum. İlla ki beni seven biri elimi tutuyor. Elimi tutan şahsa yavaş hareketlerle biraz daha yaklaşmasını işaret ediyorum ve yüzlerimiz arasında çok küçük bir mesafe kalmışken kısık sesle “John Fowles o filmde sahiden oynadı mı patron?” diye soruyorum ve bu büyük gizemin cevabını öğrenemeden yaşama veda ediyorum.

[John Fowles’un fotoğrafı bilgilendirme amacıyla kullanılmıştır. Telif hakkı fotoğrafı çekene aittir.]
Kitaplar, Proje: David Lodge

13. hafta: Lawrence ve sembolizm

Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.

D. H. Lawrence’ın Women in Love‘ının kahramanları iki kız kardeş olan Gudrun ve Ursula’dır. Gudrun ufak heykeller yapan bir sanatçı, Ursula ise bir öğretmendir. Lawrence’ın da büyüdüğü kasaba olan Nottinghamshire’da yaşayan bu iki kız, zengin bir madenci olan Gerald ve Rupert isimli bir ilköğretim müfettişi ile aşk yaşayarak kitabın ismine ters düşmemeyi başarırlar. Rupert’in (Züppe hallerine rağmen şu romanda en sevdiğim karakter olabilmesi başlı başına tuhaf bir durum. Lodge’ın başka bir noktada söylediği “Whatever you think of Lawrence’s men and women, he was always brilliant when describing animals.” cümlesi inanın benim gibi okurlar için daha da anlamlı) ilişkiler, karşı cins ve cinsellik hakkında farklı fikirleri vardır. Ursula ise bildiğiniz kadındır. Gudrun ile Gerald’da ise daha önce Nice Work‘te de gördüğümüz sanayici-sanatçı çekişmesini görürüz. Öte yandan Gerald ile Rupert arasında hiçbir zaman açıkça dile getirilmeyen eşcinsel bir çekim vardır. “Acaba bu adamlar birlikte olmaya başlayıp kızları aşklarıyla başbaşa mı bırakacaklar?” diye sık sık düşünmeme rağmen delikanlılar arasındaki en büyük yakınlaşma bir sahnede güreşmeleri oldu. OKUMAYA DEVAM EDİN