Aylık kayıtlar

May 2010

Kitaplar, Proje: David Lodge

11. hafta: Lodge ve Auster ile isimler

Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.

Biriyle tanıştığımızda çoÄŸunlukla adının bir ÅŸeylerin sembolü olduÄŸunu ya da bu isme sahip olan varlıkla isim arasında büyük bir baÄŸlantı olduÄŸunu düşünmeyiz. Bize verilen adlar ya ebeveynlerimizin hayata karşı bakış açılarının ve gelecekle ilgili umut ve arzularının ya aile baÄŸlarının ya da dönemin moda anlayışının bir sonucudur. Soyadları ise dedelerimiz/atalarımızın kendilerine yakıştığını düşündüklerini sahiplenmeleridir. Ne isimlerimizin ne de soyadlarımızın varlığımızla büyük bir alakası yoktur. Bu açıdan baktığımızda konuyu daha da genelleÅŸtirirek “a rose by any other name would smell as sweet” diyenlere katılmamak elde deÄŸil. OKUMAYA DEVAM EDİN

Fotoğraf çektim, Sanat üstüne

Gene Goya

İspanya Hanedanı daha çirkinlerini görmemiÅŸ olsa gelmiÅŸ geçmiÅŸ en çirkin kral olabilecek III. Carlos ve çirkinlikte onunla yarışan oÄŸlu IV. Carlos (ve onların çirkin evlatları, eÅŸleri, kardeÅŸleri…) maalesef Goya’nın patronlarıydı. Habsburg’larla baÅŸlayıp Bourbon’larla devam eden saltanattaki bu uÄŸursuzluk hakkında saatlerce konuÅŸabildiÄŸimi daha önce kanıtladığım için bunu bir kez de burada tekrarlamayacağım, korkmanıza gerek yok. Sadece bu muhabbetlerden birinin sonucunda II. Carlos’un portrelerine baktığımız Baykal’ın “bu adamın kral olduÄŸuna emin misiniz? Kaynak gösterir misiniz?” tepkisini sizinle paylaÅŸmamın konuyu kapatmak için yeterli olduÄŸu kanısındayım.

Goya’ya III. Carlos döneminde sarayı süslemek üzere yapılacak duvar halılarının örnek kartonlarını hazırlama görevi verildiÄŸinde ressamın bundan büyük bir mutluluk duyduÄŸuna eminim. Çünkü Goya’nın o günlerdeki amacı (tahmin edebileceÄŸiniz üzere) sanatını arzu ettiÄŸi gibi icra edebilmek deÄŸil, saraya bir ÅŸekilde kapağı atabilmekti. Bu iÅŸe IV. Carlos tahta geçtikten sonra dahi devam ediyor olmasının yani duvar halısı iÅŸinden daha fiyakalı bir göreve atlama yapamamış olmasının ise onda biraz moral bozukluÄŸu yarattığını ben deÄŸil tarih yazıyor. OKUMAYA DEVAM EDİN

Kitaplar, Proje: David Lodge

10. hafta: Kundera ve büyülü gerçekçilik

Bu da nedir diyenler için şurada bir açıklama var.

Son kitabım Bendeki BoÅŸlamayı Gel de Bana Sor‘u yakında tüm seçkin kitabevlerinde bulabileceksiniz. Ama o güne kadar gelin bu durumu zorunlu bir ayrılık, uzun bir iç çekiÅŸ o da olmazsa “insanın kendine ayıracağı zaman mutlaka kaliteli olmalı deÄŸil mi ama cicim” olarak kabul edelim ve Milan Kundera ile büyülü gerçekçiliÄŸe hızlı bir giriÅŸ yapalım.

Gülüşün ve UnutuÅŸun Kitabı’nı bu proje kapsamında tekrar elime aldığım için çok memnunum. Kundera’yı ilk kez okumaya baÅŸladığımda o kadar coÅŸkulu bir sevinç duymuÅŸtum ki bir çok eserini arka arkaya çok kısa bir sürede okumuÅŸtum. Bu yüzden Kundera’nın kitaplarını tek tek deÄŸerlendiremiyordum. Benim için onların hepsi tek bir büyük yapıt gibiydi. Sonuç olarak, yazarın neyi hangi kitabında yazdığını doÄŸru hatırlayabileceÄŸime dair şüphelerim vardı. Oysa aslında öyle deÄŸilmiÅŸ bunu geçen haftalarda gördüm. GVUK’taki en küçük detayları bile hatırlamam beni çok ÅŸaşırttı. Birazcık da hoÅŸuma gittiÄŸini sizden saklamayacağım. OKUMAYA DEVAM EDİN

Sanat üstüne

Sansür?

oglunu_yiyen_saturn_goya

1874 yılında Baron d’Erlanger’in emriyle Goya’nın Sağırın BeÅŸi olarak bilinen yuvasının duvarlarına çizdiÄŸi Kara Resimler bu duvarlardan sökülerek tuvallere yerleÅŸtirildi. Bu resimlerden biri olan OÄŸlunu Yiyen Satürn (ki bu eserin Goya’nın yemek odasında bulunmasında feci bir ironi olduÄŸunu kabul edersiniz sanırım) tuvallere geçiÅŸ sırasında restorasyondan sorumlu olan Martin Cubells’in ufak bir müdahalesiyle karşı karşıya kaldı. Cubells, halkın tepkisini çekmemek ve terbiyeyi korumak adına yarı erekte durumdaki Satürn’ün cinsel organının renk tonunu koyultarak organı görünmez hale getirdi.

Cubells’in sanattan rahatsız olabilmesini bir kenara bırakmaya hazırım, nitekim bu sık sık gördüğümüz bir durum. Ama çocuÄŸunu vahÅŸice yemekte olan yamyam baba betimlemesi üzerinde çalışan bu adamın gördükleri karşısında sadece babanın penisinden rahatsız olması zaman zaman aklıma geliyor ve bu sansür hikâyesini düpedüz tuhaf bulmaktan kendimi alamıyorum.