Günlerin getirdikleri, Sinema

Film Maratonu

Bir önceki yazıyı hazırlarken fark ettim ki geçen sene izlemeyi planladığım birçok yeni filmi vakitsizliğime ya da tembelliğime kurban vermişim. Listenin uzunluğu beni o kadar üzdü ki kendi kendime “challenge accepted!” dedim ve bir haftalık film maratonu düzenlemeye karar verdim. İlk aşama için de aşağıdaki 2010/2011 yapımı filmleri seçtim.

Maratona 11 Ocak 2012 Çarşamba sabahı başlamayı ve 18 Ocak 2012 Çarşamba akşamı bitirmeyi planlıyorum. Bu post üzerinde aşağıdaki alanda güncellemeler yaparak sizleri son durumdan haberdar edeceğim (çünkü çok merak edeceğinizi biliyorum).

Loong Boonmee raleuk chat
Martha Marcy May Marlene
We Need to Talk About Kevin
The Tree of Life
Drive
Meek’s Cutoff
Melancholia
The Trip
Jane Eyre
A Separation
SUPER
Bill Cunningham New York

Aranızda bir ya da birkaç filmle de olsa bana katılmak isteyen var mı?

16 Ocak 2012 Güncellemesi: Projemde planlarımın gerisinde kaldığımı üzülerek bildiriyorum. Şu ana kadar yedi film izleyebildim: Drive, Martha Marcy May Marlene, Bill Cunnigham New York, Super, The Trip, The Tree of Life ve Meek’s Cutoff. Çarşamba gününe kadar en iyi ihtimalle üç film daha izleyebileceğim. Bunların da Loong Boonmee raleuk chat, Jane Eyre ve Melancholia olacağına dair içimde bir his var. Bu üç filmi de tehlikeye atmamak için şimdiden Cuma’ya uzatma ihtimalini konuşmaya başlamak istemiyorum.

25 Ocak 2012 Güncellemesi: Geçen sürede listeme Melancholia ve Jane Eyre’ı ekledim. Diğer filmleri birlikte izlemek için bazı arkadaşlara söz verdiğimden beklemedeyim.

Mart güncellemesi: Güncellemeyi unutmuş olsam da önce Uncle’ı sonra We Need to Talk About Kevin’ı izledim. Beni ulaşmak ve izlemek konusunda en zorlayan film olan A Separation’ı da izlememle maratonum sona erdi. Finali bu filmle yapmam iyi oldu. Yarış havası yaratmak istemem ama bence listenin en iyisiydi. Şimdi yeni bir maraton planım var.

[Yazıda kullanılan afişlerin telif hakları yayıncı kuruluşlara aittir. Güzelonlu’da sadece bilgilendirme amacıyla kullanılmıştır.]
Previous Post Next Post

Bir de bu yazilar var

8 Yorum

  • Reply Emre Akyüz 23/01/2012 at 08:15

    Diğer filmler bir tarafa da Tree of life hakkında ne düşünüyorsun merak ediyorum doğrusu

    Böylesi sarsılmamıştım ben uzun süredir !

    • Reply bahar malik 24/01/2012 at 14:14

      Bu listeyi oluştururken uzun uzun araştırdım. Aslında iki katı sayıda aday çıkartıp listeyi iki aşamada eritmeye karar verdim ama bu ilk maratondan bu kadar az verim alacağımı hiç düşünmemiştim. A Separation’ı hâlâ izleyemedim ama gerisi için yorumum (bir dostumuzun da beni öncesinde uyardığı gibi): “acelesi yokmuş”.

      Tree of Life’dan beklentim çok yüksekti. En çok şaşırdığım şey filmin çok gösterişli olması oldu. Badlandci ve biraz da Days of Heavencı bir insan olarak asıl anlatılan hikâyenin olduğu bölümü çok takdir ettim ama filme gösterişli sıfatını yakıştırmama sebep olan baştaki ve sondaki kısımları ana öykünün içinde veremez miymiş diye sordum kendime. Daha önce verdiğini bildiğimden gene verebileceğini düşünüyorum ama “hayır” dersen de ikna edilmeye hazırım :)

  • Reply Emre Akyüz 25/01/2012 at 10:58

    Kesinlikle önceki filmlerinden farklı bir alana girmiş . Bu filmi izlemeden önce hiç bir yoruma yahut değerlendirmeye bakmamıştım. Kişisel sebepler sınırsız çeşitlikte olabiliyor etkilenmek için. Ama bana sorarsan Malick bu filmde -basit bir benzetme olacak ama- kendi Solaris’ini çekmiş . Sahneler görkemli hale geldikçe, görüntüler karşısında küçüldüğümü hissettim. Tüm o görüntüler ( bir dinazorun bile gözükmesi !) bir metafizik , ontolojik ( ama kesinlikle saykedelik ! ) hesaplaşmanın peşinden gittiğinden rahatsızlık vermedi. Bir de şiire sırtını dayamış bir hali vardı filmin. Ama Sean Penn kısımları biraz sıkıntılıydı. Sanki oynarken de acı çekiyomuş gibi bi hali vardı rolünden gayrı !
    http://www.newyorker.com/online/blogs/movies/2011/08/sean-penn-vs-terrence-malick.html . Belki o yüzden de göze battı bilemiyorum.

    • Reply bahar malik 26/01/2012 at 03:58

      Ben bir de filmi izlerken babayı Sean Penn oynasaymış ortaya harika bir sonuç çıkarırmış diye düşündüm. Sean Penn de böyle düşünüp kendi kendine kurup kurup üzülmüş olabilir :)

  • Reply ho? ni! 29/03/2012 at 00:48

    bu projenin co-challenger’ı olarak, filmler boyunca aklıma takılan şarkıyı sonunda açıklıyorum! http://www.youtube.com/watch?v=VCr1VVnmVT4&noredirect=1

    Ama Drive sıkı film, oskarcılar hakkını yedi çok pis…

    • Reply bahar malik 29/03/2012 at 01:24

      Önce youtube videosunu izleseydim, yorumu onaylamayabilirdim :) Diğer bazı challenger arkadaşlardan da tepkiler geldi. Ama şöyle düşünün: Siz bir kısmını izlediniz, ben hepsini izledim.

      Drive çok nostaljik bir filmdi değil mi? Hiç böyle bir şeyle karşılaşacağımı düşünmemiştim.

  • Reply ho? ni! 29/03/2012 at 01:43

    Drive belki de geç çekilmiş bir film.

    Öyleyse on puanlık KPSS sorusu:

    De Niro~Taxi Driver ilişkisi aşağıdakilerden hangisinde vardır:

    a) Freeman~The Hobbit (son pişmanlıııığğğkkkk neye yarar, herkesinnnnn popisi var şıkkı)
    b) Gosling~Drive
    c) Depp~Edward Scissorhands (tabii ki korsan değil, sağından atıp solundan geçme şıkkı)
    d) De Niro~Cape Fear (şaşırtma şıkkı)

    • Reply bahar malik 29/03/2012 at 10:38

      Fatih Özgüven’in dönem filmiyleriyle ilgili güzel bir yazısı vardı. Oyuncuların saç modeli, gülümsemesi, duruşu, tavrı, oturuşu vs ile o döneme ait olmalarının ne kadar zor ama önemli olduğundan bahsediyordu. Ryan Gosling 1950’lerde geçen filminde 2000’li yılların insanının halinde tavrındaydı. Oysa günümüzde geçen Drive’da yetmişlerin sonu seksenlerin başına ışınlanmayı çok iyi başarmış. Gelişme var, kendisini tebrik ediyorum.

      Biraz ciddi bir cevap oldu ama birbirimizi anladık kanısındayım:) Daha da devam etsem büyük oyuncu koçu Bahar Malik Acabo olarak o yaptığı kasların ne kadar yanlış olduğunu sebepleri ile detaylı anlatacaktım. Kendimi tuttum.

    Yorum yazın