Biraz önce bu sitede “güzel şeyler” adında yeni bir kategori oluşturdum. Bundan sonra (çok sık olamasa da) hoşuma giden şeyleri sizlerle bu kategori altında paylaşmayı planlıyorum. Bu kategorinin ilk konusu ise uzun zamandır biriktirdiğim dünyanın farklı ülkelerindeki müzelerin ziyaretçilerinin fotoğrafları olacak.
Daha önceki bir yazımda bahsettiğim blog’da bu konuyla ilgili bir yazıyla karşılaşınca bu işi daha önce yapmadığım için biraz pişman oldum. Ama çok da geç kalmadığıma içten içe inanıyorum. Bugün sizler için yedi fotoğraf seçtim, beğenmeniz durumunda devam edebilirim. Bu sayının kaçlara çıkabileceğini tahmin bile edemezsiniz.
İlk fotoğraf Sunderland Müzesi’nden. 1913 yılında müzenin küratörlerinden John Alfred Charlton Deas şehirdeki körler okulunda okuyan çocuklar için koleksiyondaki heykelleri dokunarak hissetme seansları düzenlemiş. Bu seanslar o kadar başarılı olmuş ve memnuniyet yaratmış ki Deas, kör yetişkinleri de davet ettiği yeni seanslar başlatmış. Benim gizlice “Herkes İçin Sanat” ismini taktığım bu fotoğraf da o günlerden birinde çekilmiş.
Elliott Erwitt‘in 1975’te Versailles Sarayı’nda çektiği fotoğraflardan biri olan aşağıdaki çalışması (herhalde aynı hareketi sık sık yaptığım için) beni çok eğlendiriyor. Boş çerçevede duran tablonun kime ait olduğu, neyi anlattığı ve şu an nerede olduğu bazen çevrenizde varolan bütün eserlerden daha önemli olabiliyor. Birkaç kere “Bir müze eğer tek X’i varsa onu kimseye ödünç vermemeli” diye ortalığı yıktığımdan bu fotoğraftaki insanların sükunetlerini korumayı başarmalarını ayrıca takdir ediyorum.
Gotthard Schuh, Londra Ulusal Galerisi’nde bir grup oğlan çocuğunun Agnolo Bronzino’nun Allegory with Venus and Cupid‘ini merakla incelemesini kaçırmamış. Bu fotoğrafın çekiliş tarihi 1937. Ne demişler? “Boys will be boys”.
Daha önce Tumblr’da da birkaç fotoğrafını paylaştığım Alécio de Andrade‘nin Louvre’da çektiği fotoğraf serisini seviyorum. Yukarıdakiyle uyumlu olması için seçtiğim aşağıdaki fotoğraf bana Charlotte Brönte’nin Villette‘indeki David Lodge tarafından defamiliarization örneği olarak verilen bölümünü anımsatıyor. Vaktiniz olursa 1970 tarihli bu serinin hepsine göz atmanızı tavsiye ederim.
Alfred Eisenstaedt’ın 1950’de gene Louvre’da görüntülediği aşağıdaki sahnede favori müze ziyaretçilerim var. Bu fotoğrafı her gördüğümde aklıma Louvre’da bir tablonun karşısında otururken yanımda uyuyakalan adam geliyor. Bu uyuyan adamı, “Yanımda oturan beyefendi uyuyakaldı. Şimdiye kadar bir müzede neden hiç uyumadım?” diye defterime kaydederek ölümsüzleştirmiştim. Son zamanlarda özellikle alabildiğine büyük, aynı zamanda sessiz ve sakin Alman müzelerinde tatlı bir şekerleme yapma arzusuyla doluyum. Biraz daha yaşlandığımda bunu başaracağımı şimdiden hissediyorum.
Olympe Aguado’nun Admiration isimli fotoğrafını sizinle twitter’da da paylaşmıştım. Bu fotoğrafın ilgimi çekmesinin sebebi soldaki adamı Edgar Degas’ya benzetmemdi. Fakat araştırmaya devam edince aynı modellerle çekilmiş başka fotoğraflara rastladım. La Lecture isimli şu fotoğraf bu arkadaşın Degas olmadığını anlamamı sağladı. 1860’ların Paris’inde çekilen bu çalışmayı gene de seviyorum (Degas bahane).
Sizin için seçtiğim son fotoğrafta tanıdık bir sima var. Woody Allen, Ruth Orkin’e 1963’te Met’te harika bir poz vermiş. (Bu noktada David Lynch’ın şu pozunu da hatırlayalım)
Bu yazıyı mesaj kaygılı bir sonla bitirmezsem son zamanlarda yaşadığımız her şeye ihanet etmiş gibi hissedeceğim. Yaşadıklarımız hayatımızda “güzel şeylere” ihtiyacımız olduğunu daha çok hissettirdi. Başımıza gelebilecek güzel şeylerden biri de ülkemizde ziyaret edeceğimiz müzelerin sayısının artması olabilir. Müzelerimiz artsın ki bizim de verecek pozlarımız olsun. Mesela Haydarpaşa’da bir ulusal galeri? Çok da güzel olmaz mı? (#haydarpasamuzeolsun)
[İlk fotoğraf ve Olympe Aguado’nun fotoğrafları haricindeki tüm fotoğrafların telif hakkı eserleri çeken sanatçılara aittir. Güzelonlu’da bilgilendirme amaçlı kullanılmıştır. ]










4 Yorum
“Bugün sizler için yedi fotoğraf seçtim, beğenmeniz durumunda devam edebilirim.”e cevaben :
Ben bu yazıyı pek bir zevkle okudum, inceledim, devamını isterim. Ama baştan söyleyeyim, senin yorumların olmazsa olmaz. Yorumların, açıklamaların olmayınca benim gibi cahiller için tadı olmuyor.
Her şeyden önce cahilim açıklamana estağpitipiti…
Daha çok yazmayı ben de istiyorum ama bu son yaşadıklarımız insanda yazmak için şevk bırakmıyor maalesef. Gene de kendimi zorluyorum. Bakalım, gelecekte neler olacak?
ben sizi biraz geç keşfettim sanırım ama bayıldım. Daha önce hiç görmediğim fotoğraflar ve yorumlarınız sıkı takipçiniz olacağımın işareti…
Çok teşekkürler Özlem, gene konuşuruz umarım.